Ruhun aklın gıdası dilin hazinesi: okumak

Yetişkin insan da bebek gibidir. Anatomik, fizyolojik ayniliklere ek olarak gıda almak bakımından da benzerdir. Anne, önce bebeği emzirir, doyurur, beler ve haline bırakır. Erişkin de önce okumayı yazmayı öğrenir ve sonrasında gösterileni verileni okur, daha sonra da bildiğini seçer. Kimi bu yetisini geliştirmez, anne-babanın ve çevrenin öğrettikleri ile yetinir. Daldan düşmüş mevyayı, atık sebzeyi tanır. Kendisinin bir tercihi yoktur. İnsanlardan dinledikleri ile yetinir, zekâsına göre bunlardan bir çıkarım yapar ve yaşamını bunlarla sürdürür. Bunlar bir kişilik gelişmesi için yeterli değildir. Ya kabiliyet ve bilgi artmaz, gelişmez yazık olur veya toplumsal olayları anlamakta zorlanır ve bir kenger gibi rüzgâra kapılıp sürüklenir gider.
Demek oluyor ki gücüne göre insan giyinip besleniyor, bir düzen tutturuyor. Bilgi insana güç verir, onurlandırır, toplumda yer verir, insanı mutlu kılar. Herşeyin bir ölçüsü vardır, az-çoğu zarar da verir. Bilmezlikten zarar görmek, aldatılmak, geride kalmak, olabileceklerden mahrum kalmak olasıdır. Ama her bildiğini, okuduğunu ulu-orta söylemek de zarar getirir. Kişiyi inatçı yapar, anlaşma zemini ortadan kalkar.
Bilgi bir silahtır, insanı korur, avını yakalamaya yardım eder. Ama silah aynı zamanda tehlikedir, tehlikeye davet eder. Onu saklamak ve kullanmak hüner ister. Yoksa hessas gelir seni karakola götürür, artık sen ver ifadeni. Bakıyoruz devletler, bazan toplumlar, belli fikirleri söylemeyi, bazı kitapları yasak ediyorlar. Bu onların yanlış olmasından değil de hükmedenlerin menfaatlerine dokunduğu için yasaklanıyor, toplanıyor, yazan ve satan cezalandırılıyor. Yani ki bilgi, bazan başa dert açar. Ama zülfü yâre dokundu diye doğru olanı söylemeyecek miyiz? Doğrudur. Galilei Galileo, dünya dönüyor dedi, isteseniz de, istemeseniz de dünya dönüyor. Hallac-ı Mansur, Hak Bendedir dedi ve canını aldılar. Onu katledenler, unutuldu gitti. Ama Hallac yaşıyor. Bu da inancın, imanın gücüdür. Herkes zalime teslim olmaz. Bazısı serden geçer de hak bildiğini söylemekten vazgeçmez.
İşte bunlar ve daha niceleri, okuyarak, his ederek edinilen bilgilerdir. Bilginin idaresi de bir siyasettir. Nebiler, resuller de bir bilgi sunarlar, insanları davet ederler, farklı metotları dener ve fakat aynı özdeki-yöndeki bilgileri aktarırlar. Ama bunu da bir siyaset içinde yaparlar. Toplumla çatışmak yerine, onu ikna ederek güçlenirler. Doru olanda bir cazibe merkezi peyda ederek insanları buna davet ederler. Karanlığa bir mum diker, bir çıra-meşale yakar insanları aydınlığa davet ederler. Zaman içinde görüyoruz bazı şahıslar ortaya çıkıp meşaleyi kapıyor ve kendi yararına ışığın ziyasını kullanmak istiyor. Yani bazı bölgelere gölge salıyor. Oysaki bilim ve ışık, insanlığın ortak malıdır, herkesindir. Bu nedenle bu aydınlanma odaklarının menfaat aracı olarak kullanılmasına karşı durulmalıdır. Bu ne ile olacak? Bilgi ile. Öyle ise hem kendimize ve hem de topluma yararlı olmak için bilgilenmek gerekli. Bilgilenmenin yegâne yolu da okumaktır.
*
Okumak, yazmak çeşitlidir. Tıpkı yürümek ve koşmakta olduğu gibi. Hep ayni yerde kalır ve yaşarsan, göreceklerin sınırlı olur. Hep aynı kulvarda koşarsa varacağın yer sınırlı olur. Bununla antrenmanları-temrinleri kast etmiyorum, bunlar uzak hedefler içindir. Arabanın ısınması için, rölantide çalışmasına benzer. Bir kalkışa hazırlıktır.
Ben de okuyorum. Ortaokulda kütüphane sorumlusu idim. Gelen kitapları, marangozun raflarına, rendelenmiş, tahtadan, kapaksız, bir dolaba diziyordum. Yeni kitapları demirbaş deftere kaydediyor ve arkadaşların ödünç aldıklarının kayıtlarını tutardım. Arada kitabı açmadan getirenler de oluyordu, ama adını deftere yazdırıyordu. Birgün Türkçe öğretmenimiz defteri inceledi ve Bedir Can'ı ayağa kaldırdı. Önce tebrik etti, ödev notu (beş tam-not) dedi ve bıraktı. Hepimiz hayıflandık, bunca okumaya rağmen aramızda en zayıf derecede Türkçe konuşandı. Kelime bulmakta zorlanır, kürtçe ortaya sorar ve sınıftan Türkçe sözlük gibi yararlanırdı.
Çok geçmedi, ertesi derste, öğretmen Bedir'i tahtaya kaldırdı."Bedir" dedi, "maşallah sen sınıfta en fazla kitap okuyan öğrencisin. Aferin. Hadi bize okuduğun kitapların adını söyle" dedi. Bedir, durdu yutkundu, bir kitabın dahi adını söyleyemedi. Öğretmen elini Bedir'e uzattı ve gülerek sınıfa baktı. Hepimiz alkışladık. Bedir kızardı ve "Ürtmenim beni meskere etme" (öğretmenim, beni mahcup etme) dedi ve elini gözlerine götürerek sınıftan çıktı. Bir sessizlik oldu, öğretmen de üzüldü. Bedir, birkaç gün okula gelmedi.
Bedir'in yaşı, askerlik çağındaydı, mahkemede yaşları küçültülerek okula devamları sağlanıyordu. Sınıf yoklamasında "kayıtsızlar ayağa" komutu verilir ve sayımları yapılırdı. Bunlar sakallı, bıyıklıydı ve bazı öğretmenlerimizin yaşlarındaydı.
Bedir, babasına yardım için Adana'dan-Kâhta'ya sebze-meyve getirirdi. Bir gün haber aldık ki Gölbaşı civarında kamyon kaza yapmış ve Bedir ölmüştü. Türkçe öğretmeni derse girdi ve Bedir'in başına gelenleri anlattı, hep birlikte ağlamıştık.
Sınıfımızın yarısından fazlası Bedir'in durumundaydı. Böyle bir sınıfta kütüphane kolu başkanıydım, yaşımız normal okul yaşıydı. O dönemden okuduğum bazı klasiklerin içerikleri hala hatırımdadır.
Bu defa yaram derine düştü. Okuduklarımı sonra anlatayım ve Adana'da Kozan'a ilişkin bir fıkra ile konuyu kapatayım. Kozan ve Kadirliden olan arkadaşlarımız, bölgenin fıkralarını anlatır ve mizah örnekleri sergilerlerdi:
Kozanda Hatçe Hanım adında evde kalmış bir kız varmış. Neden sonra bir akıllı talip olmuş ve Hatçe geli edilmiş. Bir eşeğe bindirilip köye götürülüyormuş. Kadınlar önünü kesmişler:"Kız Hatçe bu ne haldır? Kim görmüş, kim işitmiş ki gelini eşeğe bindirip götüreler?"
Hatçe Hanım, peçeyi yüzünden kaldırmış "buna da şükür, buna da şükür. Ya bu da olmasaydı, ben neederdim" demiş.
İşte böyle. Nerden yola koyulduk ve nereye vardık.
Kalınız sağlıcakla. Selam ve saygılar olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












