Şair, şiir ve poetika

Şair, kendisine benzer bir insandır. Hem savunur ve hem de değiştirir. Bir dil ile yazar, fakat dili zorlar, kendisine göre bir dil-sözcük yaratır. Birini usta bilir, onu izler, bir süre sonra bakarsın terk eder. Yürümeye alışan bir çocuk gibi, önce elinden tutanlara göre adımlar atar. Ne zamanki ayakları üzerinde durmağa başlar, ele-avuca sığmaz olur, koşar, atlar, trapez ve barfiks gösterileri, artık normal yürüyenleri yadırgar.
Ustanın sözcükleri ile kurulan cümleler, yerini farklı anlatımlara bırakır. Kendi diliyle ve vurgusuyla konuşur. Ruhundaki dalgalanmalar, hareketlerine, yazdıklarına, konuştuklarına yansır. Sanki değişken ve tutarsız bir role bürünür. Zaman içinde durulur. Düşündükçe, okudukça, gördükçe, dünyası şekillenir ve tercihler ete-kemiğe bürünür. Böylece bir üslup ve davranış çıkar ortaya.
Zaman ilerledikçe, yenilerin peşi sıra geldiğini gördükçe, yaşadıklarını anımsar ve birilerinin elinden tutarak şair dünyasını gezdirir, tanıtır, bildiklerini, yaşadıklarını aktarmak ister. Bu bir zincirdir, böyle sürüp gider.
Herkesin barfiks atlayacak hali yok ya, kimisi, tutuksuz yürümeğe, düşündüğünü rahatça ifade etmeğe fit olur. Kimisi teoriler peşinde koşar, tepeler inşa eder, yola mumlar, meşaleler diker. Dile gelir, mırıldanır, giderek sahne alır. Gel gülüm temaşa eyle, ruhunu dinlendir.
Kimi kendini beğenir, artık “burnundan kıl aldırmaz”, her şeyi o bilir, girdiği toplumda sözü kapar ve sadece kendisi oynar, herkes sahadan çekilir, Tekbaşına kalır. Bencilleşir, kimseyi beğenmez olur ve böylece de istenmez adama döner. Lokma büyük olmuş, gırtlakta kalmıştır, söz büyük altında kalmıştır. Böylesine “hüner hırsızı” derler. Başkalrını dinleyerek ve izleyerek, hal ve davranışı taklit eder, başka meydanlarda satmağa kalkar ve ayıplanır.
Arada yetkin biri çıkar, zamana mührünü basar. Çok şatafatlı sözler etmeden, akıcı bir lisan ile anlatır ve anlaşılır. Herkes onu bildiğini sanır, böylesine duygudaş ve fikirdaş olmuştur. Aynı hali dillendirmek isteyince, ustanın sözlerini kullanır. İşte şair ölümsüz olmuştur, sözü bakidir.
Şiir; eski bir uğraşıdır, anlatım biçimidir, ufuktur, melodidir, atlastır, Zuhal yıldızıdır, Babil Kulesidir, kutsal kitapların üslubudur, sesi ve sözü yücedir. Her uğraşan gücüne göre… Emeklerine Allah, Eyvallah…
*
Şiir bilgisine “poetika” denmektedir. Aristoteles bunun temelini atmış ve şiiri, şairi, felsefesini bir arada anlatmıştır. Tarihin her döneminde ve her halk içinde var olmuştur. Şiir bilgisi, bilimin diğer dalları ile de ilgili olduğu için, başka dalların bilginleri de şiirsel anlatımı yeğlemişlerdir. Bu nedenle “şiir teorileri” vardır ve farklıdır:
“Poetika metinleri; felsefeden bilime, bilimden sanata kadar çok farklı bilgi alanlarına uzandığından değişik türlerde yazılabilmektedir. Bu sebeple “poetik bilgi”nin bazen felsefe, bazen mantık, bazen teori ve bazen de şiir olarak ortaya konduğunu görmekteyiz. Konusu şiir olduğundan, manzum şekle müracaat etmesi tabii karşılanmaktadır. Daha çok Doğu’ya özgü olan bilimsel bilginin nazım şeklinde tespiti, Batı’daki poetika metinlerinde de görülür.”[1]
“Doğu medeniyetine ait birikimi değerlendiren ve modern poetikalar arasında en derli toplu olan eserlerden biri Adonis tarafından kaleme alınmıştır. 1984 yılında verilmiş dört konferanstan meydana gelen eserin adı, Arap Poetikası’dır. “Poetika ve Cahiliye Sözelliği”, “Poetika ve Kur’anî Çevre”, “Poetika ve Düşünce” ile “Poetika ve Modernite” eseri oluşturan konferansların konu başlıklarıdır. Adonis, Arap şiirini esas almakla birlikte Batılı yazarlardan farklı olarak hem Doğu hem de Batı düşüncesini değerlendirmiştir. Aslında eser, şiirin bilim ve sanatlarla ilişkisini irdeleyen bir incelemedir. Dolayısıyla hemen her devirde tartışılan pek çok poetik meseleyi bilimsel bir tavırla ele alır. Bu manada Adonis, Fârâbî’nin Aristo’dan devraldığı anlayışı modern zamanda sürdürür gibidir.”[2]
*
Şiir hakkında kısa bir anımsatma[3]:
Şiir: Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır.
Şiiri düz yazıdan ayıran ölçü, mısra, ahenk gibi unsurlar vardır.
Nazım (şiir) biçimindeki yazılara "manzum"; Nazım parçalarına da "manzume" denir.
Mısra (Dize): Ölçülü ve anlamlı, bir satırlık nazım birimidir.
Nazım Birimi: Şiiri oluşturan mısra kümelerine nazım birimi denir. Dörtlük, bend, beyit...
Beyit (İkilik): Aynı ölçüde olan ve anlamca bir bütünlük oluşturan ve iki dizeden oluşan nazım birimidir.
Ölçü (Vezin): Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır.
Hece Ölçüsü: Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulur. Durulan bu yerlere "durak" denir. Durak sözcüğün sonunda yer alır.
Aruz Ölçüsü: Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre düzenlenmesidir. Kısa heceler nokta (.) uzun heceler çizgi (-) ile gösterilir.
Serbest Ölçü: Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz.
Lirik Şiir
Duygu ve düşüncelerin coşkulu bir dille anlatan şiire lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir. Türkler kopuz eşliğinde destanlar okumaktadır.
Lirik şiir, dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür. Lirik şiirler insan yüreğine seslenen, okunduğunda insanı duygulandıran, coşkulandıran şiirlerdir.
Şiir, konularına göre de sınıflandırılmıştır.
*
Bazı diller ve milletler şiire yatkındır ve konuşmalarında bir ahenk vardır. Buna bir de makamlar eklenince etkisi katlanır. Gel de dayan… Ah ne sevdadır, ne tufandır. O ne şimşek, o ne depremdir, o ne karanlık ve o ne güneştir.
Şiir aynı zamanda bir üslup-tarzdır. Lirik ve secili konuşmalar ne ahenklidir, uyaklıdır. İlahi deyişlerin terennümü ne kadar da etkileyicidir. Aynı zamanda, bir vaız, bir nutuk da böyledir. Hamasi edebiyatın gücü, şiir üslubunda olmasından kaynaklanır.
Bunun için dile tam hâkim olmak, söz dağarcığı yeterli olmak ve bir de deneyimli olmak gereklidir. Askeri ölüme koşturan işte şiirin bu gücüdür.
Büyük veliler, filozoflar, tasarımlı fikirlerini, umutlarını, hayallerini şiir ile dile getirmişler ve böylece onları hapsetmemiş, okuyanın gönlüne, fikrine salmışlardır. İşte Ferideddini Attar, işte Mevlana, işte Nazım, işte Mehmet Akif, işte Arif Nihat vd…
Çevremizde, bu iki uç arasında konuma sahip nice şiir emekçisi vardır. Hepsine sevgiler ve saygılar sunuyor, başarılar diliyorum.
[1] Adem Can:. Cumhuriyet Devri Şiir Poetikası: Dergâh’tan Büyük Doğu’ya. Kurgan Edebiyat, 2012.
[2] http://karatasabdullah.com/poetika-nedir/
[3] http://www.turkedebiyati.org/Dersnotlari/siirbilgisi.htm
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












