Merhum Necmettin Erbakan’ın iktidara geldiği yıllardı. İrtica söylemleri yayılmış, şehir efsaneleri ile gerçekler birbirine karışarak saflar keskinleşiyor; korku her köşe başında bekliyordu. (Esas tehdidin, Erbakan’dan sonra olduğunu anlamak için yaşamak gerekti)
O dönemde, çok tanrılı dönemden tek tanrılı döneme geçiş ile ilgili bir kitap yazmıştım. Ben de safımı belli etme adına, irticai faaliyetlere ne denli karşı olduğumu ortaya koymak için “Kendini Arayan Marduk” olan kitabımın adını; “Kendini Arayan Tanrı” olarak değiştirip bu ad ile yayınladım.
Aman Tanrım!
Çevremde ne kadar yalaka şair, yazar, edebiyatçı varsa benimle selamı sabahı kesti.
Birlikte Edebiyatçılar Derneği’ni kurduğum insanlar, ufak ufak yanımdan sıvıştılar. Kaldırımda beni görünce yok değiştirmeye başladılar.
O zaman şunu kesinlikle anladım; aydın sınıfını belli etmelidir.
Aksi takdirde, Mezarlık Lambası’ndan öte bir anlamı yoktur.
Mezarlık Lambası’da ışık verir, Kesimhane Feneri’de…
Ama aydın olmanın başka nitelikleri vardır.
Örneğin evde yangın varken bir piyanistin görevi nedir?
Yangına kovayla su taşımak mıdır? Yoksa piyano çalmak mıdır?
Kıytırık televizyonlarda, kıytırık kimseler, program yapıyorlar; bu adamlar bana mezarlık lambalarını anımsatıyorlar.
Halkın sorunlarından kopuk, hayal aleminde yaşayan ve insanı mistik aldanmanın kucağına iten, içeriksiz, niteliksiz programlar…
Geriye dönüp baktığımda bu ülkede bir “Gırgır” geleneği vardır; “Olacak O kadar” bie ekoldü. Zeki Alasya ve Metin Akpınar, 12 Eylül’ün karanlığında bir soluktu.
Bunlar sanatçı idi.
Bunların hepsini toplayın sanat adına Fazıl Say’ın kullandığı piyanonun ayak ucu etmez.
Şimdi adı “Beyaz” olan gösteri dünyasının sevimli çocuğunu severim. Hayranlığım yok da bir kızgınlığım da yok. Bunun yanı sıra iyi niyetli olduğuna yürekten inanıyorum.
Adı terör örgütü propagandası yapmaya karıştı.
Karışır.
Ortada pis bir koku varsa hiçbir burun bu kokudan muaf değildir.
Bazıları kendilerini kurtarmak için sanatçı siyaset ile uğraşmaz derler. Bu yeryüzünün en büyük yalan ve hilelerinden biridir. Siyasetle ilgilenmeyen sanat, sanat değildir.
Bu yangına, su taşıyıp taşımamakla ilgili bir tercihtir.
Okunuşu ile söylüyorum; Rodrigo’nun Gitar Konçertosunu” yüzyılın konçertosu yapan Diktatör Franko’ya karşı mücadeleyi desteklediği içindir.
Sanki ibadet edercesine dinlediğimiz Pir Sultan Abdal’ın deyişleri daha çok yüzyılları aşıp insanlığın direncine hizmet edecektir. Halk ile bütünleşen ve mazlumun yanında olan her sanat kendini sonsuza taşır.
Bu güne bu gün tarihe geçmiş saray soytarısı yoktur;
Hiçbir şamar oğlanı tarihin sayfaları arasında kendine onurlu bir yer etmemiştir.
Adana gibi bir yerde beni görünce yolunu değiştirenlerden bir tanesi bana demişti ki;
“Sedat Bey, Adana’da kimse kıymetimizi bilmiyor. Ah! Ah! Ben bir İstanbul’da olsam…” dedi. Ben de döndüm ona; “Yahu sama selam verip halini hatırını soruyorlarsa Adana’da olduğun içindir. İstanbul’a gitsen sana Yalova… Tövbe Ya rabbim!... Sana selam bile vermezler” demiştim.
Yani dostlarım; Sanatçı, yaşamıyla değil, eserleriyle yaşayan kimsedir…
Bu böyle biline…
Bazıları bu derinliği kavrayamaz; çöplüklerinde kalsınlar.