Sosyal Şizofreni ve Türkiye'de Psikososyal Durum

Toplumda öfke, düzensizlik, bencillik, çatışma, megalomani, şiddet, tecavüz, gasp, rüşvet, cinayet, soygun, uyuşturucu, artan fuhuş gibi farklı unsurlarda birlikte artış hali, Türkiye'nin gündemini oluşturmaktadır. Bu, toplumun düzensiz, dengesiz, kontrolsüz değiştiğine işarettir. Bunun sebepleri çeşitlidir.
Hekimlikte bir organ/sistem bozulduğu zaman, birbirini tamamlayan bir dizi belirti verir. Bu belirtilere göre hastalık adlandırılır. Bazı hallerde, farklı sistem ve organ hastalığına ait belirtiler birlikte bulunur. Bu da bir hastalıktır, ancak isimlendirme esaslarına uymadığı için bu durum, farklı/ayrı belirtiler bütünlüğü anlamında "sendrom" olarak adlandırılır.
İşte, vurgulanmak istenen bu haldir ve tam adı "Sosyal/Toplumsal Şizofreni Sendromu"dur.
"Şizofreni",ruh halindeki normal dalgalanma yerine; şahsın sağlıklı, akıllı ve uygun muhakemeye dayalı karar alamayışı ve normal davranışlarda bulunamayışıdır. Bu bir ruh sağlığı terimidir ve bireyler için kullanılır.
Modernizasyon değişmeleriyle görüldü ki, toplumlar da bu hale düşmektedir. Bu amaçla "sosyal/toplumsal şizofreni" deyimi kullanılmaktadır.
"Sosyal şizofreni"; bir toplumun, akıl ve bilim dışı yöntemlerle davranması, sosyal ilişkilerin koparak zıtlaşması, doğru olanı seçmekte zorlanması, güvensiz, düzensiz, gereksiz çatışmalara düşen, kavgacı, hak-hukuk tanımayan, yolsuzluk, hırsızlık, fuhuş ve işkence, ayırımcılık batağına sapması/düşmesi halidir.
Bir süreden beri kadının “öteki"leştirilmesi, taciz-tecavüz ve katli, yolsuzluk ve rüşvet, adam kayırma, çatışma-şiddet, kimlik arayışları-çatışması, işkence ve hak talepleri, artan ve infial içeren gösteri ve yürüyüşler, otuz yıldır süren savaş hali ve bunun doğurduğu sosyal sorunlar gündemi işgal etmektedir. Bu nedenle, Türkiye toplumunu, sadece siyasal değil ve fakat sosyo-psikoloji ve toplumsal akıl sağlığı bakımından bir tahlile tabi tutmak ve sonuçlarına göre önlemler almak zorunlu olmuştur.
Bu halin oluşmasında birçok faktörün rolü vardır: Şehirleşme, köyden kente göç, gelir dağılımındaki uçurum, geçim sıkıntısı, işsizlik ve iş güvencesinin yokluğu, bozulmuş asayiş, otuz yıldır devam eden savaş hali, ceza evlerindeki işkence, sokak çatışmaları, siyasal kutuplaşma, kültürel farklar, eğitim düzeni ve sistemdeki çatışma, dinin siyasal bir faktör olarak öne çıkması, ulaşımdaki sıkıntı, artan iletişim ve ulaşım araçları, yazılı ve görsel basının tahrik eden yayınları...
*
Beden sağlığı, bireysel, önemli bir durum ve konudur. Hastalıklar, daha çok aile çevresini ilgilendirir. Salgın hastalıklar nedeniyle alınan sosyal, yasal önlemler vardır. Bunun örnekleri her zaman medyada görülmektedir. Sosyal devlet içinde, bedeni hastalıkların tedavisi günümüzde sorun olmaktan çıkmıştır. Buna rağmen, uygulama hataları ve hasta sahiplerinin fevri davranışları nedeniyle kamuoyunun ilgisini, infialini çekmektedir.
Hastalık haline rağmen, bu insanlar sosyal yaşama katılmaktadırlar. Bedenen görünür bir hastalığı/sakatlığı olanlar, düşkün ve yaşlı insanlar kolayca fark edilmektedir. Trafikte bir sağır/dilsize muhatap olduğunu bilmeyen birisi için uygun davranışı seçmek pek zordur.
Şahısların şuur kaybı hallerinde, onun hakkında bilgi verecek birisi yoksa durum vahim olabilmektedir. Bu nedenle, bir kan ve kanser hastasının, kan sulandıran bir ilaç alan, kemo-ışın tedavisi gören bir şahsın üzerinde, her zaman kolay görülecek şekilde bir işaret (kolye, bileklik) bulunursa acil durumlarda hekimin olaya vakıf olması kolay olur, hatalar önlenir.
Bedenen hastayı tanımak nispeten kolay olur da "ruh hastasını" bilmek pek basit değildir. Bazen "fiilinin sonuçlarından sorumlu olmayan" birisine muhatap olur ve "şifayı" kaparsın.
Ruh sağlığı, bireyseldir ama beklenmedik bir anda sosyal bir olaya neden olur. Ruh hastalığına göre, şahıs içe kapanık, küskün ve sessizdir. Bazısı da atak, saldırgan, coşkun ve ben merkezlidir. Her yerde görülmek, tanınmak ve sözü geçsin ister. Giyimi, davranışlarıyla bulunduğu toplumda odak noktası olmağa çalışır. Bazen fantezi giyinir, kılık kıyafet özgündür, davranışlar pek naziktir. Çok geçmeden bu efendi(!)den görülmemiş küfürler, kaba davranışlar yükselir. Bazen cömert ve iyilik meleğidir. Uzun sürmez kavga eder, olmadık hakaretler yağdırır, etrafa talimat verir, kimi yerleri yasaklar. Bazen şahısları hedef alır, yaralar, kaçırır. Bazı mekânları merkez/mesken seçer ve burada hükümran olur. Haraç alır, gasp yapar. Kendisine karşı koyanı af etmez, sığınanı korur. Bunlar, toplumu ilgilendiren bireysel davranışlardır.
*
Mafya tipi örgütlenmelerde, psikolojide "asosyal, suça meyilli" olarak adlandırılan karakterler vardır. Lider konumunda olanlar, bunu kamufle etmesini, davranışın dozunu ayarlamasını bilirler. Bunların ilgi alanları içinde, keyif verici maddeler, alkol, kumar ve eğlence mekânları, kadınlar vb vardır. Silah başlıca araçtır. Fuhuş, kaçakçılık, çek senet tahsilâtı, kalpazanlık, gasp, yaralama, adam kaçırma, oto-hırsızlığı, bir mekânı koruma altına almak veya başka bir mekânı hedef seçmek vardır. Bu fiillerin bir kısmını kendisine uğraş alanı seçenler, adeta uzmanlaşırlar. Gruplar arasında rekabet olduğu gibi çatışma da vardır. Böylesi şahıslar, toplumda ün sahibi de olurlar.
Bu çeşit bir örgütlenme, hemen her toplumda vardır, yasal düzenlemenin zayıf olduğu durumlarda ve onun boşluk alanlarında gelişir, varlığını sürdürür. Hemen her ülkede, her rejimde, tarım, sanayi ülkelerinde, zengin ve fakir toplumlarda, bir "alternatif örgütlenme" olarak doğmaktadır. Bilinmedik bir grup aniden ve ses getiren bir olayla gündeme oturmakta ve kısa sürede bir başkası öne çıkmaktadır. Bunun da kendisine göre bir dünyası ve bir raconu vardır. Kuralları yazılı değil ama dâhil olan herkes bunları yaşayarak öğrenir ve bazen canını verir. Bunun aslı, "mafya türü" illegal, şiddete dayalı örgütlenmedir. Bununla ilgili birçok kitap, film, belgesel de vardır.
Bu bir sosyal örgütlenme biçimidir ve yasaklıdır, toplumsal işleve ait bir sorundur, toplumsal şizofreni ortamında hızla gelişir.
*
"Toplumsal ruh sağlığı", sosyal psikoloji, sosyoloji, toplumsal psikiyatri konusudur. Bir hekim gözüyle baktığımız zaman, sokakta, meydanda, trafikte, AVM'de, okulda, evde, işyerinde, bürokraside ve benzeri birçok yerde "ruh sağlığı bozuk" birçok insanla birlikte yaşadığımızı görüyoruz. Bir çatışmadan kaçınıyor ve kaçıyoruz ama bazen içinde/elinde kalıyoruz. Anlaşmak elbette mümkün değildir. Gerilmiş bir yay ve namlusunda fişeği olan bir tüfek gibi, basit bir zorlama ile hemen boşalıp patlamaktadır. Bir hırs ve öfke, sınır tanımaz, orantısız bir şiddet ve bencil bir davranış görülmektedir. Sessiz ve sakin kalmak da öfkeyi dindirmiyor, cana, mala zarar veriliyor, darp ediliyor, daha geniş bir meydana alınarak kavga ediyor, ölüyor, öldürüyor. Bu bir cinnet halidir.
Türkiye toplumu, ruh sağlığı bakımından gerekli bazı taramalara tabi tutulmuş ve sonuçları değerlendirilmiş ve bir "Eylem Planı" hazırlanmıştır. Dünyadaki gelişme ile Türkiye'mizin mukayeseli durumu ayrı bir yazı konusudur.
Türkiye toplumu hızlı bir değişme ve şehirleşme içindedir. Bunun yanında iletişim araçlarının sayıca artması ve çeşitlenmesi, ulaşım olanakları, internet ağı, gelir dağılımının düzensizliği, insanları ikileme itmektedir. Bir yanda geleneksel yaşama biçimi ve öte yanda tüketim toplumunun zorlamaları, her cins ve yaştaki insanı bir tercihe-çatışmaya, şüpheye düşürmekte ve sıkça "şeytana uymak"tadır.
Sosyal yaşama olanakları, gelir düzeyi, eğitim, güçlü aile yapısı, dinsel duygular, değişimi kontrollü kılmaktadır. Ama hangi grup ve sosyal çevre olursa olsun, hemen hepsinde sıkça "teker patlamakta"dır.
Yazılı basın, görsel medya, diziler, filmler, sosyal toplantılar ve dernekler, alkol tüketimi, uyuşturucu insanların dengesini bozmakta hemen herkes "kabına sığmaz" olmaktadır. Kırsaldaki kişi, şehirdeki gibi rahat olmak istemekte, aktörleri taklit etmektedir. Dolayısıyla hayali rollere öykünerek başkalarını kandırmakta veya isteklerini kabule zorlamaktadır. Cinsel taciz ve tecavüzler, tarihin her devresinde ve her toplumda ve aile içinde görülmektedir. Bir dereceye kadar sosyal bir hastalık kabul edilmektedir. Türkiye’de şu son elli yıl içinde bu oran artmıştır ve fiilin gayri insani boyutlarda olması toplumda haklı büyük infiallere neden olmaktadır.
Şehirleşen ve modernleşen toplumun, sosyal davranış bakımından, acilen genel ve sürekli bir eğitime tabi tutulması şarttır. Şu son on sene içinde, Türkiye toplumu, siyaseten algı operasyonlarına maruz kalmakta ve sosyal ilişkilerin önemine vurgu yapmayı unutmuş bulunmaktadır. Sosyal davranış örneklerini yansıtan yayınlara, program ve etkinliklere gereksinme ve her düzeyden eğitim kurumlarında bunun öncelenmesinde zaruret vardır.
Bireyselleşme, toplumsal bağları kırmaktadır. Kişi daha özgür görünmekte ve fakat sosyal doku parçalanmaktadır. Modernizasyonda bu kaçınılmazdır. Önemli olan "postu deldirmeden" uyum sağlamaktır. Canlı varlıklar nasıl bir gelişme ve değişme içinde ise, toplum da böyledir. Toplumsal eğişim ve dönüşüm kontrol edilebilir olmalıdır.
Kadına taciz ve tecavüzler, cinayet, darp ve hırsızlık, uyuşturucu kullanımı büyük bir sorun olmuştur. Faillerin özel durumları (hastalık, vs) olabilir ama vaka sayısı ve vahşilik dereceleri dikkate alınarak devletçe araştırma, bilgilendirme, eğitim, yasal düzenleme yapılmalıdır.
Bu bir sosyal sorundur, herkesin ve kesimin bir diyeceği vardır ve olmalıdır. Eşitlik, özgürlük, sosyal barış ortamı sağlanmalı ve korunmalıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kızılay milli irade nöbetine devam ediyorAdana’da, demokrasi nöbetine katılanlara, Türk Kızılayı tarafından gece boyunca çorba, çay ve su ikramında bulunuldu.Haber Yazılımı: CM Bilişim





.20160727090929.jpg)












