- BIST 77.898
- Altın 128,241
- Dolar 2,9840
- Euro 3,3058
- Adana : 35 °C
- İzmir : 38 °C
- Ankara : 32 °C
- Fethullah Gülen'in Papa'ya mektubu ve önerisi
- Norveç'ten Finlandiya'ya 100. yıl hediyesi: Dağ
- 15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecek
- Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaret
- Cilt bakımında arı sütü kremi faydaları ve yararları
- Hadım cezasına hukukçulardan dikkat çeken uyarı
- Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandı
- Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandı
- TEOG Türkiye birincisi Cumali Kankılıç Başkan Sözlü’yü ziyaret etti
- Adana’ya "Demokrasi Sokağı"
- Anne incir toplarken öldü, kızı sinir krizi geçirdi
- Katil zanlısı tutuklandı
- Ezgi Manlacı, Adana ASKİ'de kaldı
- Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli
- Beştepe’de kritik zirve
“Süleyman Şah Mezarı”

Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar
Gȃzi Süleyman Şah, başkenti İznik olan Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusudur. Büyük Selçuklu Devletine adını veren Selçuk Yabgu’nun torunu; Kutalmış Alp’in oğludur. Sultan Alparslan ile yaptığı savaşta (1063) yenilen Kutalmış ölünce Süleyman Şah ve kardeşleri esir oldu. Nizamülmülk’ün gayreti ile ölümden kurtulan Süleyman Şah, Sultan Melik Şah zamanında Orta Anadolu’ya geçerek Bizans’a karşı fetih hareketlerine girişti.
Süleyman Şah, Malazgirt savaşından 4 yıl sonra 1075 tarihinde Hıristiyanlar için büyük öneme sahip, surlarıyla ünlü İznik şehrini aldı ve kendisine başkent yaptı. Büyük Selçuklu Sultanı Melik Şah kendisine Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarlığı menşurunu gönderdi. Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah O’na tören elbisesi ile birlikte Nasırüddevle (Devletin Yardımcısı) unvanı verdi.
Bizans İmparatoru Nikephoros Botaneiates’in oyununa gelen Süleyman Şah’ın ağabeyi Mansur Bey’in isyanı Melik Şah tarafından gönderilen Emir Porsuk kumandasındaki ordu sayesinde ortadan kaldırıldı. Anadolu Selçukluları da Bizanslılar arasındaki taht kavgalarından yararlanarak yaptıkları askeri yardımlar karşılığında durumlarına güçlendirdiler. İstanbul Boğazı iki devlet arasında sınır oldu.
1082 yılında Philaretos (Filaretos)’un Güneydoğu Anadolu’da bir Ermeni Prensliği kurması üzerine Çukurova’ya gelen Süleyman Şah Tarsus, Adana, Aynızarba (Anavarza/ Kozan) yörelerini ele geçirdi. Urfaya kaçan Philaretos’un hapse attırdığı oğlu Barsama ve Antakya şahnesi İsmail’in yardımlarıyla Hıristiyanlar için kutsal sayılan Antakya şehri 1084 yılında ele geçirildi. Camiye çevrilen Mar Cassianus Kilisesi’nde 110 müezzin tarafından okunan ezandan sonra Cuma namazı kılındı. Hıristiyan halka son derece müşfik davranan Süleyman Şah hiçbir yağma ve saldırı yaptırmadı. Meryem Ana ve Aziz Cercis adına iki yeni kilise açmaları için izin verdi. Sultan Melik Şah Antakya’nın fethini Isfahan’da törenlerle duyurdu. Ancak Antakya’da gözü olan Suriye Selçuklu Devleti hükümdarı Tacüddevle Tutuş bu fethe pek sevinmedi. İskenderun, Maraş, Gaziantep, Behisni vs. gibi yerler Anadolu Selçuklularının oldu. Böylece sınırlar İstanbul Boğazı’ndan Fırat’a kadar ulaştı.
Süleyman Şah’ın Antakya’yı alması sadece Tutuş’u rahatsız etmemişti: Büyük Selçuklulara tabi olarak yaşayan Musul Emiri Müslim bin Kureyş de haber göndererek Antakya şehri cizye ve haracının eskiden olduğu gibi kendisine ödenmesini istedi. Süleyman Şah kendisinin bütün amacının Selçuklu Sultanı adına hutbe okutup, para bastırmak olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Müslim Halep’ten çıkarak Antakya’ya yürüdü. Yanında Türkmen atlıları ile birlikte Çubuk Bey de vardı. Amik Ovası’nda Süleyman Şah’ın 4.000 askeri ile savaş devam etmekte iken Çubuk Bey, Süleyman Şah’ın tarafına geçti. Müslim bin Kureyş hem savaşı ve hem de hayatını kayıp etti (20 Haziran 1085).
Bu başarının ardından Süleyman Şah, İbnülhuteyti’nin elinde bulunan Haleb’i kuşatınca Şam’da bulunan Suriye ve Filistin Selçuklu Devleti hükümdarı Tutuş’u karşısında buldu. Tutuş’un ordusunda Süleyman Şah ile arası açık bulunan Artuk bin Eksük Bey de bulunmaktaydı. Halep yakınlarındaki Aynü Seylem yakınlarında savaşta bazı Türkmen beyleri kuvvetleriyle birlikte Tutuş’un saflarına geçti. Hayatında ilk defa yenilgiye uğramış olan Süleyman Şah, savaş alanından uzaklaşarak ıssız bir yere çekildi. Tutuş haber göndererek yanına gelmesini istedi. Ancak Süleyman Şah, Tutuş’a güvenmediğinden onun elinde kötü bir şekilde ölmek yerine kendi bıçağı ile ölmeyi tercih etti (4 Haziran 1086). Tutuş, Süleyman Şah’ın cenazesini Halep Kapısı’nda defin ettirdi. Hanımını, iki oğlunu, vezirini Antakya’ya gönderdi[1].
Bir başka rivayete göre de Süleyman Şah intihar etmemiş, savaş alanında dövüşerek ölmüştür. Savaş alanında ölüler toplanırken altın ve yakutlarla süslü zırhından bunun Süleyman Şah olabileceğini anlamışlar. Cesedin ayaklarına bakan Tutuş da Selçuklu padişahlarının belirgin ayak yapılarından dolayı cesedin Süleyman Şah’a ait olduğunu bilmiş ve ceset savaş alanında gömülmüştür.
Süleyman Şah’ın intihar mı ettiği yoksa savaş alanında savaşarak mı öldüğü belli olmadığı gibi nereye ve ne şekilde gömülmüş olduğu da kesin olarak bilinmiyor. Ca’ber’de bulunan Türk Mezarı’nın aslında Süleyman Şah’a ait olduğuna dair kaynaklarda kesin bir bilgi de bulunmuyor. Ancak yüzlerce seneden beri halk arasında efsanevȋ bir şekilde dolaşmakta olan bu rivayetin güçlülüğü Ca’ber’in Türkler tarafından tarihi miras olarak kabul edilmesine yol açmıştır.
Ca’ber kalesinde bulunan “Türk Mezarı”nda yatan tarihi şahsiyetin Osmanlıların ceddi Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah olduğu ve Fırat’ı geçerken boğulduğu ve Ca’ber kalesi önüne gömüldüğü yolundaki rivayet XV. Yüzyıl Osmanlı Tarihi olan Aşıkpaşazȃde Tarihi’ne dayanır[2].
Ca’ber Kalesi’nin kuzeybatı eteklerinde “Türk Mezarı” diye anılan türbe, kare şeklinde bir avlunun içinde idi. Süleyman Şah’a ait olduğu söylenen kitabesiz mezar, mihrabın karşısında ve ortada bulunuyordu. Zamanla harabe haline gelince Sultan II. Abdülhamid’in emriyle Halep Valisi Cemil Hüseyin Paşa (ö. 1889) tarafından 12x7 m ebadında dikdörtgen şeklinde yeniden yaptırılmıştı. Türbenin bakımı için bir türbedar görevlendirilmiş ve türbedarın barınması için ayrı bir bina yaptırılmıştı.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölge Fransa kontrolüne geçti. “Türk Mezarı” bütün Anadolu Türklüğü için büyük önem taşıdığından 20 Ekim 1921’de Fransızlarla imzalanan Ankara İtilafnamesi’nde 9. Madde gereğince Türk toprağı olarak tescil edildi. 8.797 m2’lik bu Türk Toprağı’nı ve Süleyman Şah Türbesi denilen “Türk Mezarı”nı korumak için bir askeri birlik görevlendirildi. Türk bayrağı askerlerimiz tarafından düzenli olarak bu ata topraklarında dalgalandırıldı.
1974 yılında Suriye, Fırat nehri üzerine bir baraj yapmak istedi. Ca’ber kalesi ve “Türk Mezarı” baraj suları altında kalacaktı. Türk hükümeti buna karşı çıktı ve Keban Barajı’nın kapakları kapatılarak Fırat’a su verilmemeye başlanıldı. Sonra mezarın başka yere taşınması konusunda anlaşmaya varıldı. Mezar biraz daha kuzeydeki Karakozak bölgesine taşındı. Mezarın üzerine yine kesme taştan, kare biçimindeki ikinci türbe yaptırıldı[3]. Askerlerimiz şerefli Türk bayrağını burada dalgalandırmaya devam ettiler.
2015 yılının 21 Şubatını 22 Şubat’a bağlayan gece artan IŞİD tehditleri üzerine Türk hükümeti Süleyman Şah Türbesi’nin daha güvenli bir bölgeye taşınması gerektiği kararı vererek operasyon düzenledi. Gece yarısı Aynülarab (Company, Kobani)’dan hareket eden 570 kişilik bir Türk birliği Süleyman Şah’ın kutsal emanetlerini ve bayrağımızı bulunduğu yerden alarak Türk sınırına daha yakın güvenli bir bölgeye getirdiler. 1974 yılından beri hizmet veren Süleyman Şah Türbesi ise, IŞİD’in eline geçmemesi için birliğimiz tarafından kullanılamaz hale getirildi. Yeni “Türk Mezarı” 1921 anlaşmasından doğan haklarımız çerçevesinde bu güvenli bölgede tel ile çevrilerek Türk Birliklerinin koruması altına alındı.
Süleyman Şah Türbesi veya Türk Mezarı konusu Suriye’deki iç savaşın patlamasından beri kamu oyunun ve resmi makamların özen gösterdiği bir konu idi. Oraya yapılacak saldırının doğrudan Türkiye’ye karşı yapılmış sayılacağı yetkililer tarafından çok kesin bir dille duyuruldu. İŞİD’in Aynülarab (Kobani) ’dan çekilmesi; Esad güçlerinin Halep’te kuşatma çemberini iyice daraltmaları; Türkiye’nin Suriye Özgür Ordusu’na “eğit-donat” desteğini resmi olarak sağlamasının ardından gelişen bu olay bir anlamda stratejik geri çekilme olarak görülebilir.
IŞİD’in ne şekilde ortaya çıktığının ve amacının ne olduğunun tartışılmakta olduğu sırada Türkiye’nin IŞİD ile açık bir çatışma içine çekilmek istenildiği çok açıktır. Dünyanın dört bir tarafından gelerek IŞİD saflarında çarpışan kişilerin milliyeti de, dini de, amacı da tartışmalıdır. Bu oluşumun yabancı gizli istihbarat örgütlerince çok büyük bir planın uygulanması için özel görevle görevlendirilmiş olduğu mantıklı gerekçelerle savunulmaktadır.
Türkiye, IŞİD’e karşı tek başına “kara savaşı” yapmayı istememiş, dolaylı destek vermekle yetinmiştir. Şimdi Türkiye’yi bir oldu-bitti ile kabul etmediği şeyi kabul etmeye; İŞİD’i kullanarak, İŞİD’le savaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu oyuna düşmek istemeyen Türk hükümetinin Süleyman Şah Türbesi’nin yerini değiştirmesi geri adım gibi görülse bile stratejik açıdan doğru bir karar olduğunu söyleyebiliriz. Ancak her yönden meşruiyetini yitirmiş Esad rejimi değişip Suriye’de halka dayanan ve bütün kesimleri kucaklayan demokratik bir yönetim kurulmadıkça, bölge de, Suriyeliler de, Türkiye de huzur ve rahat yüzü görmeyecektir.
[1] Ali Sevim, “Süleyman Şah I”, DİA, 38, İstanbul 2010, s. 103- 105. (Bu vesile ile değerli Hocam, hemşehrimiz Prof. Dr. Ali Sevim’i rahmetle anmayı bir borç bilirim).
[2] Aşıkpaşazâde (Derviş Ahmed Aşıkî), Tevârîh-i Al-i Osmân (Aşıkpaşazâde Tarihi, İstanbul 1332, s. 225.
[3] Aydın Taneri, “Ca’ber Kalesi”, DİA, 6, İstanbul 1992, s. 526. ( Aydın Taneri hocamızı da bu vesile ile bir kez daha rahmetle anıyorum).
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
- 15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı25 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- 15 Temmuz Demokrasi Saldırısı19 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Bir Demokrasi Şehidi: Cavit Bey04 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Sosyal Cinnet: Ankara Üniversitesi’nde 4 eczacı öldürüldü27 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Bir Anı: Tatar Dostlarımla Bir Cuma Namazı20 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Gabriel Noradunkyan Efendi13 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- IV. Uluslararası Balkan Tarihi Araştırmaları Sempozyumu'nun Ardında07 Haziran 2016 Salı 06:00
- “Amid” Adı Üzerine31 Mayıs 2016 Salı 06:00
- Babasına İhanet Edenden Kime Ne Fayda Gelir23 Mayıs 2016 Pazartesi 06:00
- Bağdat’ta Bir Zorba: Bekir Subaşı16 Mayıs 2016 Pazartesi 08:54
- Bozok sempozyumu'nun ardından12 Mayıs 2016 Perşembe 06:00
- Taner TalaşNe yaptığımızın farkında mısınız?

- Doğan GülbasarFETÖ’yü sadece Erdoğan bitirirdi!

- Osman PALAMUTBilgi kirliliği ve asılsız ihbarlar

- A.Kadir TUNÇERTarihe düşen cemre!

- İrfan CANSol yanın acıyor mu Türkiye'm

- Sedat MEMİLİKüçük müdürlerin küçük kapısı

- Zekeriya SOYDANZekeriya Soydan: Şebbihalar!

- Mehmet AkdoğanOral Korurlar ve yaşam ilkeleri

- Talat ÖzyürekDemokrasi nöbetinde düşündüklerim

- Yüksel MERTMilli irade için demokrasi

- Dr. Ömer ULUÇAYDarbe teşebbüsü ve mitingler

- Mahmut KORKMAZMillet korku duvarlarını yıktı

- Tülin ERSOYÜzerimize ölü toprağı mı serpildi?

- Uğur BaşaranSözlü inandırıcılığını yitirdi

- Foto-YorumHastane çöplerini okulun önüne atıyor!

- Hasan Çevikİkinci islam

- Prof. Dr. Yılmaz KURT15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı

- Orhan GöktaşPKK,Ermeniler,Zerdüştler ve İslami Terör

- Arif GökçeHayatımızı ibadet kılabilmek

- Hasan Hüseyin TÜRKTopa ayağını uzatan trilyonlar istiyor

- Aziz Terziİsrail Varlığı ile İlişkilerin Normalleşmesi Üzerine

- A. Niyazi SertkalaycıPRAG bu işleri

Haber Yazılımı: CM Bilişim

.20160727090929.jpg)












