Tanıdıkça çoğalan ressam: Gülşen Doğan

Doğanın evrensel bir dili vardır. Bu dilin harflerini, notalar, renkler, sözcükler imgeler oluşturur. Sadece doğa değil, doğada bulunan her nesne de konuşur ve kendini anlatır. Çölde kumlar, okyanusta sular konuştuğu gibi, kum tanesi ve su damlasının da dili vardır.

Sadece bir ayakkabının anlattıklarını hissedecek olsaydık, o ayakkabının insanın tarihini de anlattığına tanık olacaktık.
Sanatçıları kıskanırım. Doğayı gözleyen, kavrayan, anlayan ve onun dilini çözen kimselerdir. Ressamlar renklerle, müzisyenler notalarla, şairler dizelerle, bilim insanları matematik ile evreni anlatır ve bize sunarlar.
Sanatçıları hem de kıskanırım. Sanatçılar, doğanın alfabesini çözen ve onun ruhuna nüfuz eden ayrıcalıklı insanlardır.
“Düşünen Adam” heykelini bilmeyenimiz yoktur. Rodin’in dünyaca ünlü heykelidir. (Tabi bu heykelin kopyaları, Avrupa’da üniversitelerin bahçelerini süslerken biz de neden Akıl hastanelerinin bahçesinde durur; bu ayrı bir konudur.) Rodin, olağanüstü insan figürleri yapan bir heykeltıraştır. Ona sorarlar: “Bu kadar güzel insan figürlerini nasıl yapıyorsun?”
“Abartıyorsunuz” demiş sanatçı. “Ben bir mermer bloku alıyorum ve insana benzemeyen bölümlerini çıkarınca geriye o insan kalıyor” demiş.
Ressam Gülçen Doğan’a sordum; “Tablolarına bu anlam derinliğini nasıl veriyorsunuz?”
“Abartıyorsunuz” dedi, “Bu anlam derinliği zaten insan ruhunda ve doğada var. Doğada her hangi bir parçayı, anı, olayı alın ve sanatçı ruhunuzla konuşun; o size bunu anlatacaktır. Ben sadece o anı, olayı tuvale döküyorum…”
Sayın Doğan, mütevazılık abidesidir. Kendisini tanıdığım günden beri buna tanık olmuş ve takdir etmişimdir. Esasında on parmağında on aktivite olan gizli bir amazondur.

Önce bir insandır. Bundan şüphe yok. Sonra bir ressam, bir izci…
Sitesinde kendini şöyle tanıtıyor: “Anadolu üniversitesi AÖF Halkla ilişkiler ve Ev Ekonomisi mezunu Adana Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü Resim Ve El Sanatları mezunu Adana Kredi Ve Yurtlar Kurumu, Sabancı Kız Yurdu Ve Fevzi Çakmak Öğrenci Yurtlarında Resim Ve El Sanatları öğretmenliği yaptı. Çukurova’nın Sanatını, Sanatçısını, Kültürünü Koruma ve Destekleme Derneğinde (ÇUSAD) Çinicilik eğitimi aldı. Yağlı boya ve pastel çalışmalarına ağırlık verdi. Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (GESAM) Adana Bölge Şubesi Genel Sekreterliğini yaptı. Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği Adana Bölge Şubesi Yönetim Kurulu 2. Başkan olarak görevini sürdürmektedir. Türkiye Tenis Federasyonunun açmış olduğu antrenörlük kursunu başarıyla tamamlayarak antrenörlük belgesini almaya hak kazandı Adana valiliği sevgiye uzanan eller projesinde tenis eğitimi verdi Çukurova Halk Eğitim Merkezinde tenis öğretmenliği yaptı Ayrıca Tenis Hakemi, Tango Dans Antrenörü Ve İzci Lideridir…”
Daha devamı var ama yeter…
Kişisel ve karma birçok sergide resimlerini görmüştüm. O resimlerde kendine ait bir tarzı oluşmuştu.

AD KOYMAK RESMİN ANLAMINI SINIRLANDIRMAKTIR
Resimlerinin hiç birinde resmin adı yoktur.
“Sayın Doğan, anladık ‘Kadının Adı Yok’. Peki sizin resimlerinizin neden adı yok?”
“Ben bir resmi yaparken, doğayı bire bir yansıtmam. Bana göre dağ, sadece dağ değil, onun da ötesindedir; Deniz’de gökyüzü de öyledir… Bir dağ, herkes için dağdır. Ancak bir dağ, herkese farklı anlar sunar. Dağın anlamı kişiden kişiye değişir. Hatta, kişilerin bile sabit ve tanımlanmış bir dağ anlayışı yoktur. Kişinin o anki durum ve duygularına göre dağın anlamı değişir. Bizim gerçeklik diye tanımladığımız, gerçek değil, zihnimizde oluşturduğu izlenimleri biz gerçek olarak algılıyoruz. Ben o izlenimleri resmediyorum. Bir resime ad koymak, onu anlam olarak sınırlandırmaktır. Ad, bir resmi yorumlarken ön yargı oluşturur. Ad koymak, peşinen o resmi anlam olarak sınırlandırmaktır. Resimlerim, insanların düşünsel dünyası karşısında yalın ve çıplaktır. Adı bile yok...”
İYİLİĞİN VE KÖTÜLÜĞÜN RESMİ


“Arkadaş neden, doğayı olduğu gibi gerçeği ile yansıtmıyorsunuz da böyle zihnimizi yoruyorsunuz?”
“Sedat Bey, sizce gerçek, ‘gerçekten’ net midir? Samimi söyleyin her şey olduğu gibi midir? Basit olarak şu tablo üzerine konuşalım. Buraya bakan her insan, o anki duygu ve düşünce koşullarına göre farklı yorum yapar. Örneğin bu tabloda ne görüyorsunuz?”
Sayın Doğan’ın gösterdiği resme dikkatle baktım. Karşıtların birliği ve uyumunu çağrıştırdı. Koyu renkler kötülüğü, mavi renklerde iyiliğin simgesi olarak insanın çevresini sarmıştı. İnsan da ancak bir arada, iyiliği paylaşır, kötülüğe karşı koyar” diye yanıtladım”
“İşte bakın ne güzel! Sizde ne güzel duygular çağrıştırmış. Şimdi tabloya bir daha bakalım ne varmış. Gördüğünüz mavi zemin, esasında vahşi bir hayvanın kafasıdır. Sizin gördüğünüz o iki insan, bu hayvanın boynuzlarıdır. Vahşi hayvan ağzını açmış. Açık ağzına dikkat edin, o bir balıktır. Yaşam da böyle değil mi? Resmin altında hafif pembe renklerle ön plana çıkan balık, kendini güvende hissetmektedir ama gelin görün ki bir canavarın ağzındadır. Mavi renk huzur ve mutluluk vermektedir. Ama o mutluluk ta bir canavara dönüşebilir…”

“Yani ben sınıfta mı kaldım?”
“Kesinlikle hayır, sizin farklı yorumlamanız bu resmin amacına ulaştığını gösterir… Sadece bu resim özelinde konuşursak, şöyle bir sonuç çıkabilir. Benim tercih ettiğim sanat akımında resimler, algıya hitap eder. Her insanın algısı farklıdır. Ayrıca her algı insanda sabit olarak durmaz; o da değişir. Bu günkü algısının yarın da olacağını beklemek mümkün değildir. Bu nedenler resimlerimin izleyicisi kadar anlamı vardır. Bu resimler bitmeyen resimlerdir. Dönelim tablomuza; bildiğiniz gibi doğada da hiçbir şey sabit değildir; her şey değişir. Bize huzur veren deniz, insanı yutan bir canavara; bizi yutacak olan bir canavar da şefkatli br yaratığa dönüşebilir. İnançlarımızda da vardır; bize kötü gibi görünen bir şey iyiliğe, iyi gibi görünen bir şey de kötülüğe işaret edebilir. Bu anlayış yaşamın fotoğraflarından biri değil midir? Bizi saran acılarımızın içinde, kardelen gibi sevinçler saklı olabilir. Oluyor da. Hangi günah ya da kötülüğe giden yol, sevinç ve mutluluk taşlarıyla döşenmemiştir? Hayat, dolayısıyla duygular durağan değil, sürekli hareket halindedir. Ve her hareket, zihnimizde garklı imgeler ve farklı duygular oluşturur. Bu nedenle, bazı eleştirmenler resimlerim için “Bitmeyen Resim” saptaması yapmışlardır. Hatta baktıkça çoğalan tablolar nitelemesi yapmışlardır…”
TANIDIKÇA ÇOĞALDI
Gülşen Doğan konuştukça karşımda ressamdan çok öte bir insan olduğunu fark ettim. Görüldüğünden çok farklıydı. Resimleri gibiydi. Her cümlesi, her saptaması zihnimde farklı imgeler oluşturmaktaydı. Resimlerini neden gittikçe çoğaldığını anladım; çünkü kendisi tanıdıkça çoğalıyordu.
“Resimlerinizde, insan yapımı hiçbir şey yok. Elektrik direği, yol, bina, bilgisayar vs… sadece doğa var. Neden?”

“Doğayı bütün masumiyet, saflık ve kirlenmemişliği ile yansıtmaya çalıştım. İnsan, doğanın bir parçasıdır ancak hırsları ve sahip olma duyguları ile doğayı denetim altına alma adına onu kirletmiştir. Elbette teknolojiye ve gelişmelere karşı değilim; ancak, teknolojinin kullanış biçimine karşıyım. Uçak, insanları sevdiklerine kavuşturduğu için alkışlanır, peki ya bomba taşırsa? Bıçak, doktorun elinde yaşam kurtarır; bir serserinin elinde yaşama son verir. Bu açıdan, resimlerin doğanın saf ve masum haliyle yansıtılmıştır.”
“Resimlerinizde gökyüzü, deniz ve güneş yoğun olarak işlenmiştir. Belirli bir nedeni var mı?”
“Şüphesiz ki her şeyin bir nedeni vardır. Esasında bu imgeleri kullanarak, yaşamın acımasızlığına karşı bir isyan vardır. Zaten mensubu bulunduğum ve sanat dünyasının dışa vurumculuk olarak tanımladığı akım, haksızlığa, yanlışlığa, adaletsizliğe başkaldırı ve isyanın akımıdır. Hakkı yenmiş bir insan varsa gökyüzü de kirlenmiştir. Kirlenmemiş denizi ve gökyüzünü resmetmeye çalışıyorum. Resimlerim, ruhumun aynasıdır.
Gözyaşı dökmeyen bir çocuk, ağlamayan bir anne, aldatılmayan bir kadın, geleceği çalınmamış gençlik arzu ediyoruz. Bu duyguları aradığım zaman aklıma, gökyüzü, deniz ve güneş düşüyor. Bu duygularla tuvalin başına geçiyorum…”
Doğa aşığı olan Gülşen Doğan ile yine kendisine yakışır bir mekanda görüştüm; Merkez Park.
Görüşmeye bir Gülşen Doğan’la başladım, görüşme bittiğinde onlarca Gülşen Doğan ile parkı gezdiğimi anladım. Resimlerindeki anlam derinliğinin sırrı da çözüldü; Kendisi anlam olarak derin ve dediği gibi resimler ruhunun yansımasıydı.
Adana’nın kışı bile çok güzel…

İyi ki Adana varmış ve iyi ki bağrında Gülşen Doğan gibi sanatçıları yetiştiriyor.
Teşekkür ederim Adana!
“Ben de size ve Adana Medya Gazetesine teşekkür ediyorum. Bizleri kamuoyuna duyuruyor…”
Resimleri http://www.gulsendogan.com/ adresinde görmek mümkündür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Haber Yazılımı: CM Bilişim







.20160727090929.jpg)












