• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Toprağın hikmeti

22.03.2016 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Toprak ana cevher, içinde ne hikmetler saklar. Tüm haşmeti ve kemlikleriyle insanları saklar. Birbirine karışmış cevherler, her yerde bir başka karışım, başka bir oran. Kimi toprak çorak, kimi humuslu ve ne eksen yeşerir de ürüne durur. Kum ve sahra bir de serap, gel de yol bul. Bir anda yanı başında yücelen kum tepeleri, biraz sonra bunların yerinde yeller eser.

2009 yılında, Mekke'den Medine'ye giderken, mihmanlar beni tek başıma bir taksiye bindirdiler. Sürücü ile el-kol işaretleriyle ve iyi anlayıp tam ifade edemediğim Arapça ve şoförün az anladığı İngilizce ile anlaşıyoruz. Orta yaşta, sakin bir insan. Kum fırtınasına girdik, adam ayağını kaldırmadı gaz pedalından ve 100 km hızla gidiyoruz. Yol asfalt, kenarda hiçbir işaret yok. Ne ağaç, ne tepe ve nede dere, gök puslu ve önümüzde kum tanecikleri sürükleniyor.

Arapça radyo söylüyor, konuşuyor ve şoför sürüyor, gayet emin. Tahmine çalışıyorum, önümde yol kayıp. Bir saate yakın böylece yol gittik, sonra ufuk açıldı. Baktım ki asfaltın üzendeyiz ve yol alıyoruz.

Bir motelde durduk. Birlikte musluğa gittik ve bir güzel ellerimizi sabunladık. Ama Arap şoför daha bir özenli davrandı. Yemek için yere oturduk. Bir halıflex üzerine birkaç sünger minder konulmuştu. Ben bir yoğurt yedim, şoför kendisi için bir balık kızartmıştı, bir de pilav istedi. Ne çatal ve nede bıçak ve kaşık. Elleriyle bir güzel balığı ve sonra bulgur pilavını da yedi ve tabağı elleriyle sıyırıp yaladı. Birer kahve içtik, parasını o verdi. Tekrar ellerimizi yıkadık ve yola düştük. Medine'de beni mihmandara teslim etti, teşekkürle ayrıldık.

Bu aktarımdan amacım, insan ve toprak ilişkisine, iklimine örnek olsun istedim. Her toprağın iklimi, mevsimi ve yaşamı kendisine göredir. Bu kuraklığa rağmen başka bir kara parçasında yaşanan Muson yağmuru-felaketleri var. Bu kadar zıt düşer bazan.

Bir yerde kıtlık ve bir yerde dalda kalan meyveler ve atılan-artan gıda maddeleri. Bir yanda bolluk ve öte yanda yaşanan sefalet. İnsanın dahli ve kastı-hatası çoktur bu vadide. İnsanı sömüren insan. Kendi toplumu içinde buna vasıta olan insan. Kardeşini peşkeş çekip geçinmeğe çalışan zavallı insan.

Bazan da rüşveti red eden, yokluk içinde toprağı ve insanı için zorbaya direnen insan. Yüce ve dun insan, makbul ve kem insan, yani Rahman ve Şeytan. Hepsi insanda.

Bazı toprakların kaderi ile insanların-inançların kaderleri birbirini tamamlar ve izler. Kutsal topraklar buna örnektir. Dinler, ideolojiler bazı yerleri kutsamışlardır. Bunlar birbirini çağrıştırır. Terazinin kefeleri gibi. Eğer yoksa iki kefe, olan bir kovaya döner ve işlevden düşer.

İşte bu toprağın altında nekadar da petrol zenginliği saklıdır, bugün dünya ölçeğinde kavga nedeni. Yerden fışkıran soğuk ve sıcak su kaynakları, yer altı akarsuları ve göller, boşluklar, biriken sıvılaşmış gazlar, mağaralar ve bir de yanardağlar. Tuz dağları ayrı bir cevherdir.

Toprak hikmetli, cam, cevher, altın, zümrüt, yakut taşları ve killi, demir ve çinkolu, alüminyumlu topraklar. Renkleri, kokuları, karışımları ve değerleri farklı topraklar.

İnsana, bitki ve hayvanata zemin olan toprak, akarsuları, soğuk-sıcak kaynakları ile ne zengindir. Üzerinde biten türlü nebatat, sebze ve zerzevat, çeşitli ağaçlar ve ormanlar ile ne zengindir toprak. İnsanlara mal ve mülk, geçim kaynağı, uygarlıklara kucak olan toprak. Herşeyi kabul edip kendisine katan, saklayan toprak. Ölünce, kişi ayırmadan kucaklayan toprak.

Bu güzellikler ve yararlar nedeniyle, insanlar arasında, kıskanma ve bir de kavga nedeni toprak. İnsanlarım üzerinde rahat yaşasın, avlansın, çadırlar kurup, evler yapıp emin bir hayat sürsünler diye sınırlar belirleyip uğrunda öldüğüm ve öldürdüğüm toprak. Sürülerim otlansın, mevyalarım artsın, namım yürüsün diye, gayriden sakındığım, sınırlarını kan ile çizdiğim toprak. Ecdattan kalan, bilek gücüyle zapt edilen ve benim olan toprak.

Bunun için deniliyor ki insan coğrafyanın ürünüdür, üzerinde yaşadığı toprağa benzer. İnsan kümeleri, coğrafi farklılıklara aynadır, bunu görür ve tanırsın.

Görülüyor ki zenginlik, güzellik, bilgi aynı zamanda başa beladır. Bunu kazasız belasız korumak, kuvvet ve maharet ister.

Bunun içindir ki Âşık Veysel "Benim sadık yârim kara topraktır" demiş ve ne güzel ve özet söylemiş. Bilinir ki toprak dosttur, anadır, yardır.

Veysel, toprakla söyleşi yapmış: Ben sana eza ettim; kazma ile tırmık ile yüzünü tırmaladım, sen bana güldün, ürün verdin. Demek ben seni yaralamadım da saçlarını taradım, yüzüme güldün.

Yunus Emre, Peygamberler tarihinden örnek getirerek toprağı ve sakladıklarını kutsamakta, yüceltmektedir: Bu toprakta; Âdem, Şit, Nuh, Davut, Süleyman, Eyüp, İbrahim, Yusuf, Yakup, Musa, İsa, Muhammed Peygamberler yatmaktadır. Bunların herbiri, bir yeri mesken tutmuş ve böylece dünyaya sahip çıkmışlardır. Bunların yanında; nice Hanlar, Şahlar, Kisralar, Kayzerler, Keyalar, Mihraceler, Krallar, Dük ve Prensler, nice Kraliçe, Düşes, Hatun, Sıti; Baron komutan ve Emirler, Şövalyeler, Ağalar, Beyler, Mirler; nice arifler, zarifler, âlim ve akiller, kâşifler; Veliler, sofu ve dervişler; nice filozoflar, şairler, yazarlar, natıklar ile nice insanlar yatmaktadır bu toprakta. Hebirinin tecellisi, zamanı, hüneri, hikmeti başkadır. Her biri ayrı bir zamanda ve ayrı bir coğrafyaya dünyaya seslenmişler.

*

Yunus, mürşit elinden muşta yemiş, kıvama gelmiştir. Çarka girip sema dönüp Hakka varmıştır. İşte bu noktada "ölmüş de ölmemiştir, fenadan bekaya göçmüştür". Muhabbet deryasına dalmış, burda söz gevherine varmıştır. Artık denizlere dalıp, inci-mercan toplaması gerekmez.

Söyler âşık dilinden bunu Yunus

Eğer âşık isem, ölmezem ayruk

 

Aşk ateşi; eritti yüreğin yağını, yaktı kin-kibir ve fesat bağını. "Çerağıma kasd edenin Hak yandırsın çerağını". Aşk imam ve gönül cemaattır bize, kem söz gelmez dilimize. Erenler nefesiyle bulunur selamet. Kılavuzsuz kuş uçmaz. Ustasız çırak olmaz. Ateş olmadan ekmek pişmez. Gayret ve hizmet olmadan yol alınmaz.

Âşıklar geçer ârından, dönmez olur ikrarından

Bilinir ki ikrar dindir-imandır, söz namustur. Sen sen ol söz verme, ölürsen de sözünden dönme. Bu yalan yanlış inanıp iz sürmek değildir. Bu mutaassıplık hiç değildir. Hak bilip görüp ve inanıp yol sürmektir. Velinin-nebinin kitabın ve aklın yolunu gütmektir. Yenilikleri öğrenip, deneyip, insanlığa yararını görüp inanmaktır. Aklın, toplumun kabul ettiklerine itibar edip yol sürmektir. Ecdadın dedikleri ve yaptıkları Haktır. Ama günü yaşayan insanın dönemindeki doğrular da haktır ve makbuldür, bunlarla yapı yükselir ancak.

Münafıkın taşı eksilmez. Yunus yola baş, namert yola taş koymuştur. Nafiledir, boşunadır münafığın dedikleri ve yaptıkları. Dava ehli, gerçekten uzaktır, Yunus gelmemiştir dava için. Yani şunun bunun başa geçmesi-düşmesi için. Bizim amacımız Hakkın tecellisidir.

Yunus kodu yola başı, urur müddeiler taşı

İşte böyledir Yunus'un gönül dünyası ve deryası.

Bize de ayna olsun ve silinsin yüreklerin pası.

Aşk ile.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim