• BIST 77.715
  • Altın 128,198
  • Dolar 2,9846
  • Euro 3,3092
  • Adana : 36 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 31 °C

“Turan ALTUNTAŞ”

15.03.2016 06:00
A. Niyazi Sertkalaycı / Fotoğraf Sanatçısı

A. Niyazi Sertkalaycı / Fotoğraf Sanatçısı

Reis Öldü! desem ne anlarsınız. Birçok anlam taşıyan bu uyarı kelimesi. Çoğunuzun aklına gelen uyarıya karşı benim ilk defa çocukluğumda gördüğüm bir kitabın ismi. İlk sayfayı açınca içinde, Niyazi Amcama saygılarımla, TURAN yazısıda herhalde bir arkadaşıdır ve kitap hediye etmiştir diye düşünmüştüm. Bilmiyordum ki, taki okuyana Lengiri Foter şapkalıyı susturan Tenekeci Niyazi Emmiyi. Niğde Hanı Cinayeti diye bir öykü içinde övgüyle dedemden bahsedilmesi. Nasılda anlatmış Tenekeci Niyazi Emmiyi ama. Yüreğine sağlık üstadım. Mekanın cennet olsun.

1(1)-005.gif

            Turan ALTUNTAŞ,  1932'de Adana’da doğdu. 1954’te Düziçi Köy Enstitüsü’nü bitirdi, ilkokul öğretmenliği, Adana Yetiştirme Yurdu müdürlüğü yaptı; 1974’te emekliye ayrıldı. 1956 yılında evlendiği Nurten hanım hayatı boyunca yanında olmuştur. Teoman,Mete ve Kubilay isminde 3 güzel evlat yetiştirmiştir eşiyle beraber. İlk yazdığı öykü 1970 yılında Ilgaz Dergisi’nde yayımlanan "Kaçak Gömücüler"olan Altuntaş, daha sonraları Yelken,Koza, Yansıma, Dönemeç,Yaba, Sanat Edebiyat 81, Türkiye yazıları, İmece, Eylül, Güney, Klas, Abece, Öğretmen Dünyası, Anadolu Ekini, Çağdaş Türk Dili, Artı,Tavır,Damar, Aykırı Sanat, Söylem, Güney Medya, Lül, Ardıç Kuşu dergilerinde öyküleri, Cumhuriyet,Yeni Ortam,Politika,Çınar ve Yeni Adana Gazetelerinde de makaleleri yer almıştır.

2(1)-018.gif

            Sevgili arkadaşım, oğlu Kubilay'ın anlatımıyla, “Turan Altuntaş Zapatistaların dediği gibi; “Çeliği yenen nehir suyu örneği sessiz, sabırlı ve mücadeleci bir insandı. Yaşamı boyunca öğretmen sendikaları ve derneklerinde daha iyi bir dünya için mücadele etti. Annemin de dediği gibi “El iyisiydi”… Aydın, ilkeli, onurlu bir sosyalistti. Başka bir deyişle de “Solculukta ağzına yorgan melefesi sığmazdı”. Devam ediyor abim, yahu kardeş Kanal Yetiştirme Yurdunda müdürken altına araba veriyorlar,  koca bir  Chevrolet. Basbayağı bir makam arabası yani.  Ev hemen karşıda, uzatmayim durakta karşıda. Tam çıkarken annem denk geliyor. Şoför müdürüm yenge diyor, Sür diyor. Sorulduğunda sen devlet adamımısın alayım arabaya cevabını hiç unutmam diyor ekliyor...

3(1)-019.gif

            Kapatılan Köy Enstitüleri yazarı Turan ALTUNTAŞ, Niğde Hanı'nda anlatıyor hikayeyi. Aslında bilenler bilir o Hanı... İşte dedemin denk gelmesi ve o sohbetlerde bulunması, belki ilerideki bu buluşmanın habercisi. Niğde Hanı şu anki Zaimoğlu mağazasının bulunduğu yerin hemen yanı. Daha net bir ifadeyle Küçüksaat meydanındaki Yapı Kredi Bankasının hemen yanı.(Şimdiki Köse İşhanı) Kubilay ağbinin anlatımı ve hatırlayıp canlandırdığı kadarıyla Çakmak Caddesinden küçük bir giriş var. Asıl giriş devasal kapı (han kapısı) şimdiki Sefa Özler Caddesinde. Koca bir avlu. Büyük girişe göre solda odaların olduğu üst kat, lakin sağ tarafı hatırlamıyorum. Babamla oraya gittiğimizde çok konuşmazdı. Hep dinlerdi. Normal hayatta da çok konuşmazdı. Netti. Bir gün üstü yarı çıplak birisini üst katta çömelmiş olarak gördüğümde, neden böyle duruyor baba dedim. O da soğukkanlı ama içten bakışla yan taraftaki gömleği gösterdi. Gömleği kurutuyor. Dedi yok işte elde avuçta yok, yedekte yok. İşte böyle bir yer Niğde Hanı. Bununla birlikte cam fanus vardı, resepsiyon gibi bölümde. İçerisi saat dolu. Baba bu ne? yine dramatik bir öykü. Bu saatler handa kalanların saatleri. Para olmuyor, çıkışmıyor. Saat rehin bırakılıyor. Çoğu unutuluyor. Kimisi de ödeyecek gücü yok geri alamıyor.

            Üstad Altuntaş'ın  10 kitabı var. 9'u hayatta iken, bir tanesi (Bicici Antonius) hayata gözlerini yumduktan sonra yayınlandı. 7 Öykü, 3 deneme. Öykülerin bir bölüm oluşturduğu son kitapta, diğer bölümde ise Ne Dediler? bölümünü bulmaktayız. Aslında benim gibi geç tanıyıp, bilgi edinmek isteyenlerin mutlaka edinmesi gereken bir kitap.  Onu tanıyan bir çok önemli ismin O'nu anlattığı kitapta, yakınen tanıdığım Taner NART abimin " Senin de kulağına çalınmıştır mutlaka; Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından söz et, demiş Woody Allen. Düşündüm de, demek ki gülümsemeyi hiç esirgememişiz Tanrıdan! Sanki kötülükler bize uğramaz, ölmekse hep başkalarının yazgısıymış gibi. diye başlayan yazısını Bir de şu ölüm haberleri ABİ" diye devam ettirmesi.  İşte bir ustanın ustayı anlatması bu olsa gerek. Net ve açık bir ifadeyle dosdoğru.  Aslında o kadar yarım kalmışlıklarımız var ki. Dedemi 15 yaşında erken kaybetmenin üzüntüsümü desem, bazı hep olmamışlıklarmı desem, hatalarım, ah bu deli yanım mı desem bilemiyorum. Hatılradığım kadarıyla elimden tutup şimdiki İnönü Parkına ( o zaman aslanlı park) götürmesi. Hayal ediyorum da o sohbetlerde, Niğde Hanında,  üstad Turan ALTUNTAŞ'la geçirdikleri zaman. Neler kaçırmışım neler.  Bir de eskiler aksiydi, tersti ama ADAM GİBİ ADAMLARDI. Onurluydular, diktiler, yok dediler mi geri dönüşü yoktu. Ama öyle boş  birşey için değil. 3 kere düşünüp, bir kere söylerlerdi yok kelimesini.   

4(1)-005.gif

            Sordum abim üstadın müzik denilince ne gelirdi aklına. Çok arası yoktu, O'na göre okumak lazımdı derdi. Bir arkadaşı bir gün eve geldiğinde birden, -Yahu bu çocukları kitaplamı besledin. Bir öğretmen maaşını bu kütüphaneyemi gömdün demesi herşeyi açıklıyor galiba. Ama Abdullah Yüce dinlerdi. ( Babam geldi gözümün önüne, ilk aldığı kasetti Babamın büfedeki küçük teybimize. Aslında başkada görmedim kendimce, yani tek kasetti) Çok da severdi. Bir gün bir etkinlikte karşılıklı oturduk diye anlattığını anlatıyordu Kubilay Abim. Radyo vs., kapalı kutuydu eskiden . Müzik dinlemek, dalıp gitmek 2 kadehin ucunda... Ve yine dayanamadım sordum üç erkek çocuklu ailenin en küçüğüne, abim en çok neyi değiştirmek isterdi? Ne olsun isterdi? Cevap birden geldi ve her cümlesi gibi netti. Toplumu. En küçük bireyden başlamalı bu derdi. Okuyarak, güçlenerek, bilgi sahibi olarak ve bir kıvılcım yakarak.

            Öyle öğretmenevi felan gitmezdi babam. Niğde Hanıydı uğrak yeri bir kez daha girdik konuya lakin bu defa bu Hanın toplumcu yapısı. Kolay kolay kimseyi içeriye almaz. Aldımı da bedeli vardır. Fotoğrafla yakın bedellerdir bu aslında. Çoğu kimsesiz ve fakir olan bu insanların binbir sorunu ile ilgileneceksin. Hastalık, cenaze vs. gibi işlerde başı çekip onları, onlarla yaşayacaksın ki onlarda seni yaşayıp içlerinden birisi gibi görsün. Fotoğrafta da böyle değil mi dostlar. Hadi ben geldim fotoğraf çekecem var mı? sorarım sizlere. İşte gönül adamı üstad Turan ALTUNTAŞ halkın içerisine karışıp onlarla harmanlanmış. Aslında karışıp demek pek uymuyor, zaten onlar gibiymiş daha doğru olsa gerek. Halen Küçüksaat Meydanında sabahın erken saatlerinde gidin o Handaki tablo kadar olmasa da bulacaksınız o insanları... 

            Turan Altuntaş öykücülüğü "Toplumcu Gerçekçi" çizgidedir. Öykü kahramanlarını hayal dünyasında oluşturmaz bizzat onlarla yaşardı. Onu Niğde Hanı'nda görmek mümkündü. Amele ya da ırgatla dosttu. Bu yüzden öykü kahramanı "Mermerci Mehmet" in meslek hastalığına hastanelerde yanında çare ararken, kitabıyla da bu ezilen, sömürülen insanlara ses,nefes olmuştur. Post Modern öyküye karşı açık tavrını çekinmeden ortaya koyan Turan Altuntaş, emek-sermaye çelişkisine vurgu yapamayan öykünün de yazarının da "Ayakları yere basmıyor." diyerek karşı durmayı görev bilmiştir. Kendisini "Arkasız Hırkasız" ların yazarıyım diyerek tanıtırdı. 

5(1)-005.gif

            Ve hiç unutmuyorum Dayımla bir gün Han'a giden Babam, 2 saat boyunca oturmuşlar. Döndüklerinde Dayım mizahi olarak anlatıyor. Sandalye konuştu, Baban konuşmadı. Sandalye artık kalk git dedi ama o yine sustu. Neydi düşündüren ustayı, susturan neydi diye sorsam birazcık düşünseniz fenamı olur. Kendimce bu kadar eseri sadece ve sadece GÜÇLÜ GÖZLEM ile oluşturmuş olması demek pek yanlış olmaz.Mizah desen ön planda olan Usta'da, memleketimin çocuğu olarak, Toroslardan öbür yana gitmelisin sözlerine kulak asmayarak. Torosların hep bu tarafında kalmış. Yani bu bereketli topraklarda onuru ile üretmiş, emekçi usta. Doğmuş, yaşamış ve burada yatıyor. Sanki Adana denince bir bedel gibi ve bu bedeli ödemek gibi. Belki de şimdi bu yazı ile merak edip birkaç eserini alıp okuyacak insanlar vardır, kimbilir yada tamamını. Bizler ARKA PLAN ekibi olarak, yine bir Arka Plan'ı bulup getirmeye çalıştık. Dilimizin döndüğünce. Dedemle, hediye edilen bir kitapla başladı bu öykü, insanlar yaşadıkça derine inmeye başladı. Bende indim. Daha da gücümün yettiğince ineceğim. Ayrıca ben şimdi nasıl yanmayim iki lafın belini kıramadığıma dedemle. O eski hikayeleri dinlemediğime. Ama çok şükür Babam hayatta onla başlayacağım tekrardan hikayelere. Sizde geç olmadan sarılın yakınınızdakilere. Kıymetini bilin dostluğun, sevginin, tecrübenin. Şimdi sorsam erken gitti diye başlanır hep. Ya senin, benim tembelliğim ne olacak.

6(1)-005.gif

            Kıymetli Dostlar, her hafta başka bir ARKA PLAN'la karşınızda olmaya çalışıyoruz. Yaklaşık 13 aydır yazıyoruz. Yazdıklarımızı sizlerle dostlarla paylaşıyoruz. Keyfine diyecek yok, tarihe belge bırakıyoruz. Bunun küçüğü büyüğü olmaz. Birazcıkta etkinlik habercisi olayım. 15 Mart Salı günü Tarsus Fotoğraf Derneği olarak, Mersin Fotoğraf Derneği dönem başkanı  Prof. Dr. Sn. Murat ÜNAL'ı ağırlayacağız. İstanbul isimli gösteri ile fotoğrafseverlerle birlikte olacak.  İnanıyor ve hissediyorum çok yakında fotoğraf camiası için bir kıvılcım çakılacak (bir tüyo). Ayrıca bu vesile ile Pazar günü yaşanan Ankara saldırısını kınıyor, masum insanlarımıza rahmet, geride kalan ailelerine sabır diliyorum. Bu haftalıkta benden bu kadar haftaya yeni bir Arka Plan'da görüşmek üzere. Sevgi, saygı, hakkaniyet ve muhabbetle...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim