• BIST 77.689
  • Altın 128,066
  • Dolar 2,9818
  • Euro 3,3054
  • Adana : 36 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 30 °C

Türkiye liderliğinde barış rüzgarı

12.07.2016 06:00
Talat Özyürek / Yazar

Talat Özyürek / Yazar

Kurtuluş Savaşı’nı kimlere karşı nasıl verdiğimizi bilmeyenimiz yoktur.

Birinci Dünya Harbi’nden sonra yurdumuzu kimler işgal etti diye sorduğumuzda ilkokul öğrencileri dahi şöyle cevap vereceklerdir:

“Fransızlar, Adana ve civarını, İngilizler, Samsun, Bartın, Musul, Urfa, Maraş ve Antep illerini ki daha sonra da İstanbul’u…

 

İtalyanlar, Antalya, Konya ve Söke civarını, Yunanlılar İzmir ve Ege civarını,

Tabi, doğuda ve güneyde Ermenilerin isyanı…”

Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’da bu duruma bakıp, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” dememiştir.

Öncelikle, Anadolu’da Türk, Kürt, Alevi, Sünni demeden işgale karşı birleşen bir milletle işgalcilere karşı bir savaş vermiştir. Milletimizin fertleri savaşa değil ölmeye gitmiştir.

Yurdumuzu dört bir yandan kuşatan işgalcilere zeytin dalı uzatmamış, önce yurdumuzu savunmuştur…

 

Bu savaşların sonunda, yeni bir devlet kurulmuş ve ondan sonra “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi dış politikanın düşünsel merkezini oluşturmuştur.

Devlet, savaş yapması gerektiği zaman barış yaparsa felakete uğrar; ama barış yapacağı zamanda savaşı tercih ederse yine felaket ile karşılaşır.

Savaşın ve barışın zamanını, devletlerin özelde kendi konumları ve dünyanın konjonktürü belirler.

Savaşı ve barışı kişilerin şahsi görüş ve hırsları değil şartlar oluşturur.

 

Ülkemiz geçtiğimiz süreçte, adı konmamış bir işgal girişimi süreci yaşamıştır. Ülkemizin bütünlüğüne ve bağımsızlığına yönelmiş tehditler had safhaya ulaşmıştır. Geçen yıldan itibaren bu işgal girişimlerine karşı başarılı bir mücadele verilmiş ve işgalcilerin silahlı gücü olan PKK ve IŞİD’e gereken dersler verilmiştir…

 

Bu süreçte, dış politika olması gerektiği gibi sürdürülmüş ancak koşulların değişmesi ile birlikte dış politikanın da değiştirilmesi kaçınılmaz olmuştur.

Nitekim Başbakanımız Binali Yıldırım, göreve geldiği zaman dış politika ilkemizi açıklamıştır: “Düşmanlarımızın sayısını azaltıp, dostlarımızın sayısını çoğaltacağız…”

İşte Kurtuluş Savaşı’ndan sonra edinilmiş olan “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesinin bu günkü versiyonu olan bu ilke hayata geçmeye başlamıştır…

 

Bu ilkenin ilk adımı Rusya ile yapılan görüşmelerdir. Bu görüşmeler, iki ülkenin ortak menfaatlerinin savaşta değil, barışta olduğunu bir kez daha göstermiştir.

İsrail ile yapılan görüşmelerde gelinen nokta ise devletimiz açısından önemlidir.

Muasır medeniyet seviyesine komşularımızın tamamı ile düşmanlık yaparak ulaşılmaz.

Hatta Rusya’ya gönderilen mektubun bir benzeri Kahire için de yazılıp gönderilmelidir.

Bu bölgede yaşayan insanların tamamının, tarihleri, kültür, inanç ve gelenekleri ortaktır. Onları ayıran sadece siyasi sınırlardır…

 

Bu cepheden baktığımız zaman en kısa zamanda Şam’a da zeytin dalı uzatmamızın zamanıdır.

Bakü denklemini iyi konsolide edip, Erivan ile de dostluk köprüleri kurulmalı ve bir anlamda onların maşa olarak kullanılmasının önü alınmalıdır…

 

Emperyalizm, Ortadoğu halklarının ve dolayısıyla Müslümanların kanlarıyla beslenmekte ve aç gözlü ve “tek dişi kalmış canavara” dönüşmektedir…

Türkiye’nin liderliğinde başlatılacak bir barış rüzgârı, Ortadoğu’nun ve İslamiyet’in “tek dişi kalmış canavara” karşı zaferi olacaktır. 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim