• BIST 106.825
  • Altın 146,023
  • Dolar 3,5179
  • Euro 4,1308
  • Adana : 25 °C
  • İzmir : 25 °C
  • Ankara : 16 °C

Türkiye’nin Geçmişte Baskı Dönemleri

06.06.2013 19:41
Türkiye’nin Geçmişte Baskı Dönemleri
"Tabii Türkiye’nin geçmişte baskı dönemleri söz konusu olduğu için demokratik eylemler, demokratik protesto hakları ya da sivil itaatsizliğin kullanılması konusunda çok fazla tarihinde önemli olaylar yer etmiyor.
Dolayısıyla, orta sınıfın geliştiği, orta sınıfın ekonomik olarak büyüdüğü, demokratik standartların yükseldiği dönemlerde vatandaşlarımızın önemli bir kısmının, belli bir kısmının demokratik eylemleri Türkiye’nin geçmiş tarihinde yok. Ben bunu ikiye ayırarak ilk başta analiz ettim.
 
Birincisi şu: Hakikaten o Gezi Parkı’na bir çevresel duyarlılıkla, bir kültürel duyarlılıkla gelen bir kitle vardı. Özellikle genç insanlar. Bu eylemi ilk başlatanlardan 10-15 tanesiyle yüz yüze uzun bir görüşme yaptım. Onlar hakikaten çevre konusunda çok duyarlı, kültürel miras konusunda çok duyarlı, kültürel mekânlar konusunda duyarlı insanlar. Orada bu eylem devam ederken maalesef bir aşırı güç kullanımı ortaya çıkıyor. Aşırı güç kullanımı neticesinde ortaya çıkan bir kaos var, bu tabii boyutlanıyor, büyüyor.
 
Tabii oraya biriken vatandaşların da çeşitli şeyleri olabilir. Yani, kimisinin hayat tarzıyla ilgili kaygıları ifade ediliyor, kimisinin işte kültürel çevreyle ilgili duyarlılıkları ifade ediliyor; yani hepsini yukarıdan aşağıya saydığımızda bunlar demokratik devlet içerisinde bir sürü şekilde önümüze çıkabilecek, duyarlılıkla izlenmesi gereken, yeni iletişim kanallarıyla anlaşılması gereken meseleler.
 
Belli bir aşamaya geldikten sonra olaylar buna başka boyutlar, birtakım gruplar eklemeye başladılar. Buraya kadar gayet meşru, demokratik protesto hakkı kullanılabilir, bu sivil itaatsizlik hakkı da kullanılabilir. Anlamamız gereken, empati kurmamız gereken yeni bir dil ve yeni bir iletişim mekanizmasıyla karşılıklı konuşmamız gereken bir süreç bu. Biz bu imkânlara, bu kapasiteye, bu performansa sahip bir ekibiz, Hükümetiz, partiyiz."
 

AK PARTİ DÖNEMİNDE KÜLTÜREL MİRAS KONUSUNDA CUMHURİYET TARİHİNİ KATLAYACAK ŞEKİLDE BİR PERFORMANS GÖSTERİLMİŞTİR.
 
"Belli bir aşamadan sonra buna birtakım boyutlar eklenmeye başlandı. Bu boyutların temelinde önce bir şiddete başvurma şeklinde, aslında o eylemi başlatan insanları da rahatsız eden bir durum. Şimdi bir yandan hayat tarzıyla ilgili kaygılar, kültürel-doğal çevreyle ilgili hassasiyetler, diyaloğa dayalı bir siyasal dilin kurulmasıyla ilgili talepler, bütün bunlarla ilgili demokratik zeminde son derece meşru kabul edilebilecek eylemler devam ediyor. Bu tamamdır, zaten ben buraya da gelirken o eylemcilerin içinden geçerek geldim, aradan etraftan dolaşarak gelmedim, bizzat onların içinden geçerek geldim.
 
Bu meseleyle, bunu bir meşru Hükümete karşı, meşru Başbakana karşı bir tür meşruiyet zeminini tahrip etmeye dönük eylem biçimine, şiddet içeren eylem biçimine dönüştürmeye çalışanlar arasında titizlikle bir ayrım gözetiyoruz. Bu ikisine karşı bakış açımız, ikisine karşı kullandığımız dil birbirinden yüzde 100 ayrıdır, hiçbir şekilde birbiriyle bağlantı kurulmasını istemiyoruz.
 
Geldiğimiz noktada bu bahsettiğim demokratik duyarlılıkla ilgili biz bu şeyleri, bu seslerini duyurdular. Başbakanımız söz konusu bölgenin doğal çevre açısından daha da güçlendirileceğini ifade etti bir televizyon programında. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığından itibaren, Sayın Başbakanımızın döneminde kültürel miras konusunda bütün Cumhuriyet tarihini katlayacak şekilde bir performans gösterilmiştir. Nitekim Sayın Başbakanımız bu o bölgede AVM yapılmayacağını, şehir müzesi olacağını söyledi. Tabii hayat tarzı konusundaki kaygıları daha derinlemesine analiz etmemiz lazım.
 
Birincisi; bu konu bir tartışma alanı, yani hayat tarzı nedir, ortak hayat tarzlarının kesişme alanlarında nasıl davranılabilir; bunlar üzerinde hakikaten hem entelektüel açıdan, hem siyasi açıdan daha çok durmamız gerekiyor, daha diyaloğa dayalı bir dil kurmamız gerekiyor. Ama bu meseleyi diğer boyuta taşıyanlar şu anda üç sonucu elde etmekle uğraşıyorlar.
 
İkincisi; meşru Başbakanı hedef göstermeye çalışıyorlar. İkincisi; meşru Hükümetin siyasal meşruiyetini tartışmaya açmaya çalışıyorlar.
 
Üçüncüsü de; maalesef bugün 28 Şubat döneminde bile görmediğimiz şekilde farklı hayat tarzları arasında sokakta birbirine saldırıya varan, birtakım grupların başkasına saldırısına varan bir şiddet ortamını sokağa yaymaya çalışıyorlar, yani arabalarındaki insanlara, restoranlarındaki insanlara, gündelik hayatını sürdüren insanlara."
 
 
BU ÜLKEDE BAŞBAKANIMIZ ÇOK AÇIK VE NET BİR BİÇİMDE SÖYLÜYORUM, DÜNYADA EN YÜKSEK MEŞRUİYETLE İŞ BAŞINDADIR.
 
"Biz demokratik protesto hakkını kullanan, sivil itaatsizlik hakkını kullanan insanların bu haklarını kullanmalarını saygıyla karşılıyoruz. Ama buradan birileri bunu çıkarıp, Türkiye Büyük Millet Meclisini işgal teşebbüsü, Başbakanlık Binasını işgal teşebbüsü, resmi kurumları işgal teşebbüsü, bunların demokratik eylemle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü devletin günlük işleyişini yok ettiğiniz andan itibaren zaten demokrasiyi ayakta tutamazsınız. Demokrasi, pozitif özgürlük alanını genişletmek üzere demokratik bu itaatsizlik hakları, protesto hakları kullanılabilir. Ama siz bütün bir demokratik kurumları felç edecek şekilde bunu kullanırsanız, bu çok büyük bir hata olur.
 
Siyasal dilimize, siyasal bazı tutumlarımıza dönük eleştiriler olabilir. Ama bu eleştiriler, biz bu eleştirileri her zaman da dikkatle izliyoruz, dikkatle de cevap veriyoruz. Fakat özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının yapmaya çalıştığı gibi onu bütün bu hareketliliği meşru Başbakana, meşru Başbakanı hedef göstermeye, meşru siyasal alanı tahrip etmeye dönük olarak birileri sevk ve idare etmeye kalkışırsa, onu kategorik olarak reddederiz.
 
Bu ülkede Başbakanımız çok açık ve net bir biçimde söylüyorum, dünyada en yüksek meşruiyetle iş başındadır, halk meşruiyetiyle iş başındadır, demokratik meşruiyetle iş başındadır. Bu Hükümet, dünyada en yüksek meşruiyetle görevini yürüten hükümetlerden bir tanesidir. Türkiye, serbest ve hür seçimler yapıyor."
 

“BUGÜN ÖNEMLİ BİR GÖRÜŞME YAPTIM, BU İŞİN İLK BAŞINDA OLAN İNSANLARLA. KARŞILIKLI İKNA OLDUĞUNUZ MU, ANLAŞMA ZEMİNİ BULUNABİLDİ Mİ?”
 
"Daha çok konuşmamız gerekiyor, yeni iletişim kanalları kurmamız gerekiyor. Bazı konulardaki bilgilendirme hususlarında daha performanslı davranmamız gerekiyor. Çünkü nihayetinde eylem yapanların ortaya koyduğu irade de orada yaşayan bütün halkı temsil ediyor da diyemeyiz. Dolayısıyla, bütün halkın iradesinin nasıl ölçülebileceği, nasıl değerlendirilebileceği konusunda belki yeni şeyler üretmek zorundayız, yeni mekanizmalar üretmek durumundayız.
 
Nihayetinde bugün sokaklarda yürüyen gençler, bugün demokratik protesto haklarını kullanacakları bu demokratik iklim bu Hükümet tarafından inşa edilmiştir. Dolayısıyla, burada demokrasi talebiyle bu Hükümetin var oluşu ve Başbakanımızın Türkiye’yi yönetme iradesi arasında bir çelişki yoktur. Burada biz demokratik taleplerin standartların her zaman yükseltilmesiyle ilgili eylemler yapılabilir, protestolar yapılabilir, mitingler yapılabilir, biz de bunları dikkate alırız."
 
 
BİR DIŞ MANİPÜLASYON OLMA İHTİMALİNİ DE DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?
 
"Bu tip durumlarda rakiplerimiz bütün ellerindeki Türkiye negatif alet kutusunu devreye sokarlar. Neyi etkilemeye çalışır? Türkiye’deki siyasal istikrar görünümünü etkilemeye çalışır. Türkiye’deki turizm performansını etkilemeye çalışır. Olimpiyatlarla ilgili taleplerimizi etkilemeye çalışır.
 
Türkiye’nin kuzeyinde, Avrupa Birliği ülkelerinde ciddi bir ekonomik kriz var. Bu ekonomik kriz karşısında Türkiye bir ekonomik istikrar adası olarak ortaya çıkıyor. Güneyine bakın, Arap Baharı denilen ülkelerde ciddi bir demokrasi krizi yaşanıyor. Bütün bu ülkelere ilham kaynağı olabilecek şekilde de Türkiye bir demokratik istikrar adası olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, yükselen ve merkeze yerleşmiş bir bölgesel gücün markası olarak Türkiye dünya tarafından algılanmaktadır. Bu değişiklikleri doğru anlamak, bunların sosyolojik boyutundan ziyade politik psikolojiye, psiko politik boyutlarının iyi incelenmesi gereken meseleler.
 
Bu gençlerin dünyaya açık büyümesi, dünyadaki yüksek standartlı demokrasilerle aralarında iletişim çağının imkânları çerçevesinde bir küresel iletişim ağı kurmuş olmaları, yine Türkiye’nin ortaya koyduğu bu 10 yıllık performans sayesinde olmuştur. Dolayısıyla biz bu demokratik protesto ya da demokratik hak arama ortamının da nihayetinde AK Parti hükümetleri döneminin yarattığı siyasi ve ekonomik istikrarın ürünü olduğunu tespit etmek durumundayız. Biz bundan korkan değil, tam tersine bu ortamın müellifi olan bir partiyiz."
 
 
TURİZM OLUMSUZ ETKİLENİR Mİ?
 
"Dünyadaki ben hemen hemen ulaşabildiğim önemli muhataplarımı arıyorum, büyükelçilerimiz devrede, bizim ataşelerimiz devrede hem turizm meselesi, hem de Türkiye’nin genel ekonomik marka değerinin herhangi bir şekilde zarar görmemesi için bu durumu doğru bir şekilde yansıtmak durumunda. Tabii bu eylemlerin olduğu bölgelerde olumsuz etkilendi, onun telafisi için hemen acil tedbirler alındı çeşitli sektörler tarafından. Onlara da buradan teşekkür ediyorum, çünkü Türkiye konusundaki, Türkiye’nin kazanımlarını koruma konusundaki hassasiyetlerini çok ciddi bir biçimde göstermiş oldular.
 
Bu çerçevede hassasiyetimizi sürdürmemiz gerekiyor. Bir yerlerde mutlaka bir tahribat oluşuyor.
 
Bakın benim şu anda ekonomiyle ilgili, öteki konularla ilgili çok fazla bir kaygım yok, biz bunları hallederiz, telafi ederiz, Türkiye’nin siyasal istikrar görünümünü biz koruruz, dünyada her yere ulaşırız biz, herkese anlatırız ve doğru argümanlarla anlatırız. Fakat benim şu anda ürküntü duyduğum şey; sokaktaki vatandaşlarımız arasında farklı kimlikler ve farklı hayat tarzları arasında kavga çıkarmak, husumet doğurma zemininin yaratılmaya çalışılmasıdır. Bunu farklı kimliklerden ve farklı hayat tarzlarından vatandaşlarımızın topyekûn bir iradeyle reddetmesi gerekir.
 
Başörtülülerden, bugün saldırıya uğrayanlar var. Birtakım işte medya grupları saldırıya uğruyorlar, birtakım başka sivil toplum örgütleri, yani farklı duyarlılık gösteren başka sivil toplum örgütleri saldırıya uğruyorlar. Türkiye’nin dış politikasıyla ilgili tartışmalarda farklı saflarda yer almış birtakım zemin platformlar arasında bir kavga çıkarılmaya çalışılıyor."
 
 
ŞİDDET GRUPLARI KONUSUNDA ÇOK DUYARLI OLMAMIZ GEREKİYOR
 
"Nitekim Twitter’ da şu attıkları mesajlardan da mutlu oldum: Birincisi, biz sivil ve demokratik bir hareketiz, ırkçı mesajlara müsaade etmeyelim, şiddet içeren mesajlara müsaade etmeyelim, aramıza karışmaya çalışanlara, işte mezhepçi birtakım mesajlara müsaade etmeyelim gibi. Ama tabii bunun daha büyük bir duyarlılıkla ve daha örgütlü bir şekilde ortaya konulması konusunda imkânları çok yeterli olmayabilir. Ama şiddet grupları sayıları az bile olsa örgütlüdürler ve daha büyük bir kitleyi o şiddet rengiyle boyama konusunda çeşitli manipülasyon tekniklerine sahiptirler. Bu konuda çok duyarlı olmamız gerekiyor.
 
Burada farklı gerekçelerle olsa da MHP ciddi bir duyarlılığı koruyor, yani bize karşı haksız ifadeler kullansalar da özellikle bu son olaylarla ilgili. Nitekim BDP’de de haksız birtakım suçlamalar üretseler de bu duyarlılığı koruyorlar. Fakat tabii CHP açısından bu bir travmatik bir süreç. Şu bakımdan travmatik bir süreç: Kendi içerisinde zaten farklı gruplar var, bir de hiçbir zaman tarihi boyunca CHP kutuplaştırmanın ötesinde bir siyaset tarzıyla var olamadı, yani bütün topluma hitap eden bir siyasal dil hiçbir zaman gözükmedi. Ve söylediğim gibi, bugün sosyal demokrasi alanındaki muhalefette boşluk vardır. CHP’nin şu anda doldurduğu alan, Avrupa’daki aşırı sağ alandır. Bu şekilde bir radikalizm üretmektedir. Yani, etiketi sosyal demokrasi ama oradaki sosyal demokrasi etiketini en son zaten Avrupa’daki ziyaretlerinde de gördük, aşırı bir sağ siyasetle, sağ siyaset retoriyle içeriklendirmişlerdi. Bu son eylemlerde, son gündemde şöyle bir şey de gördük: CHP maalesef basiretsiz bir biçimde aşırı sağ siyaset pratiklerini de sahiplenmek ya da aşırı sağ siyaset pratiklerini üretmek şeklinde bir çaba ortaya çıkarmaya çalıştı. Fakat o eylem grubu tarafından bu reddedildi ve şu anda ofsayta düşmüş durumda."
 
 
KAMUSAL ALANDA NASIL Kİ AHLAKİ VE VİCDANİ SORUMLULUKLARIMIZ VARSA ONU SOSYAL MEDYA ALANINDA DA ÜRETMEMİZ GEREKİYOR
 
"Sosyal medya bir vaka, sosyal medyadaki dezenformasyona karşı sosyal medyayı etkili bir biçimde kullananların sorumluluğu daha da büyük. Çünkü artık yeni kamusal alanın bir parçası bu sosyal medya. Dolayısıyla, burada şu da gözüküyor önümüzdeki günlerde: Herhangi bir şekilde demokratik bir eylem, demokratik bir protesto biçimi ortaya konulduğunda bu dezenformasyona da çok dikkat edilmesi gerekiyor. Şimdi Türkiye’de olağanüstü şartlarda birilerinin ülkeyi tahrip etmek için silahsız kuvvetler iş başına diye yaptığı çağrının, yani şiddet yoluyla meşru Hükümetin ve meşru Başbakanın zemininin çalınması çağrısının bir benzerini üreten gruplar sosyal medyayı birtakım sahte hesaplarla ya da çok iyi çalışılmış birtakım propaganda ya da kara propaganda unsurlarıyla çok iyi kullandıklarını, bu konuda çok iyi örgütlenmiş olduklarını bu çerçevede gördük. Ayrıca, özellikle cep telefonlarını, onlara indirdikleri birtakım programlar vasıtasıyla aç-kapa şeklinde telsiz olarak kullandıklarını, o yüklenen aplikasyonun ismini burada zikretmek istemiyorum, bu da görülmüştür. Yani, burada aynı zemin çok meşru şeylere hizmet edebildiği gibi çok gayrimeşru şeylere de hizmet edebiliyor. Dolayısıyla, kamusal alanda nasıl ki bu kozmopolitizm varsa orada da var. Kamusal alanda nasıl ki ahlaki ve vicdani sorumluluklarımız varsa onu sosyal medya alanında da üretmemiz gerekiyor."
 
 
BAŞBAKANIMIZIN LİDERLİĞİYLE ÇOK UZUN BİR YOL YÜRÜDÜK
 
"Biz büyük bir kadroyuz, organik bir kadroyuz. Biz, Başbakanımızın liderliğiyle çok uzun bir yol yürüdük. Ben o basına yansıyanlara şey bile yapmam. Nihayetinde burada ürettiğimiz politika bugün itibariyle dün yaptığımız toplantılar, bugün yapılan açıklamalar hepsi Genel Başkanımızın, Başbakanımızın bilgisi dâhilindedir, o çerçevede yürümektedir."
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Necati Şaşmaz da Taksim'de demokrasi nöbetinde21 Temmuz 2016 Perşembe 10:05
  • Adana darbeye karşı tek yumruk oldu21 Temmuz 2016 Perşembe 06:00
  • Büyükşehir projelerine ÇÜ’den teknik destek20 Temmuz 2016 Çarşamba 15:27
  • Adana Demirspor'da toplu imza20 Temmuz 2016 Çarşamba 15:24
  • Demokrasi darbeyi yener ve önler20 Temmuz 2016 Çarşamba 09:31
  • Darbe şehidi polis memuru toprağa verildi19 Temmuz 2016 Salı 20:00
  • 4 pilot adliyeye sevk edildi16 Temmuz 2016 Cumartesi 15:11
  • Halk, darbe girişimindeki askerleri polise teslim ediyor16 Temmuz 2016 Cumartesi 02:16
  • Bahçeli'den Hükümete tam destek16 Temmuz 2016 Cumartesi 01:05
  • Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tazminat ödeyecek14 Temmuz 2016 Perşembe 19:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim