• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Ulus-Devlet ve iç-çatışma

19.10.2015 07:15
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

1789 Fransız Büyük Devrimiyle ve sonrasında ile yıkılan İmparatorlukların mirasında “ulus-devletler” kuruldu. 20.yy. başlarında ve II. Dünya savaşından sonra kurulan ulus-Devletlerde, farklı unsurlar, egemen kitle içinde eritilmeğe çalışıldı. Bu da beraberinde çatışmayı getirdi.

İmparatorluk yönetimlerinde farklı unsurlar kendi topraklarında, eyalet yönetimi içinde ve Devlet bütünlüğüne sadık kalarak yaşadılar. Ulus-devletler, bu farklılıklara razı olamadılar ve onları asimile etmek siyasetlerini yürürlüğe koydular. İslam-Hindu-Hrıstiyan-Budist-Sih ve Katolik-Ortodoks-Protestan, Sünni-Şii-Alevi-Êzidi, ayrıca Şembeki-Zeydi-Vehhabi-Kadiri-Nakşî çatışma nedenleri oldu.

Devletler, resmi dilin dışındaki dilleri ve inançları eritmek istemektedir. Böylece inanç-dil-ortak egemenlik konularında çatışma olmaktadır. Sömürgeden kurtulan ve ulus-devlet olmuş bu düzenlerde uzun süren içsavaş, taraflardan çok sayıda vefat, maddi kayıplara olmaktadır.

Ulus-devletin tekçi ve asimilasyoncu yaklaşımı,  en az 30 yıldan beri süren içsavaşlara sahnedir. Kürtlerin kamusal haklardan mahrum bırakılmışlık iddiası, Cumhuriyetin kuruluşundan beri devam eden bir direnmeğe ve tarihi dönemlerde zincirin halkaları gibi eklemlenerek devam edegelmektedir. 20.yy. başlarında kurulmuş devletler, bu çatışmayı yaşamamak için, soruna çözüm olarak Federasyon ve özerklikler rejimlerine geçtiler. Bunu başaramayanlar da parçalandılar veya devam eden iç-çatışmaları yaşamaktadırlar.

Yugoslavya örneği, Federal-Eyalet yapısını koruyamadığı için, insan ve maddi kayıplarla, acı ve ızdıraplarla dağıldı ve küçük etnik devletçikler oluştu. Ülke dışından, emperyal istekler-siyasetler buna neden oldular.

Franko’nun faşist rejimi altında, İspanya içsavaş yaşadı, federasyon rejimini benimsedi. Keskinleşen etnik siyasetler, birlikte yaşamayı olanaksız kılınca ayrılma fikri taraftar kazanmaktadır. Maddi refah, prim-rüşvet artık birlikteliği sağlamak için yeterli olmamaktadır. Birleşik Kırallıktaki İrlanda sorunu, sonunda müzakere ile hal yoluna girmiştir.

Devam eden bu iç-çatışmaların; özerk yönetim istekleri, federasyona geçiş talepleri, ayrılma istekleri şeklinde özetlenecek talepleri, gelişmiş ve gelişmemiş devletlerde bir ortak sorun olarak yaşanmaktadır.

Kolombiya hükümeti, anlaşma ile içsavaşı sonlandırdı. Myanmar-Burma hükümeti, Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile bir anlaşmaya vardı. Bunların hepsi bir hak tanıma ile sonuçlandı.

Türkiye; devleti ve rejimi kutsamakta, düzeni kutsal bilerek iyileştirmeyi ret etmektedir. Rejimin eksik ve aksayan yönlerine işaret “devlet düşmanlığı”, bölgeler arasındaki farka işaretle iyileştirme ve hak talepleri ise “bölücülük” olarak damgalanmakta ve önceden tartışılması yasaklanmaktadır.

Oysa biliniyor ki devletler; insana hizmet eden, belirlenmiş sınırlarda devletdaşın can güvenliğini sağlayan, refahın adil dağılmasını temin eden, adaleti gerçekleştiren teşkilatlardır. Her teşkilatın esasları; günün, dönemin ve ihtiyacın durumuna göre düzenlenir. Ve yine bilinmektedir ki her kurum ve kuruluşları var eden ilkeler vardır. Amaç vatandaşı birlikte tutmak, iç barışı sağlamak olunca, vatandaş istek ve ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi, çatışmaya neden olmaktadır. “Ben devletim, güçlüyüm, ihtiyaçlara ben karar verir ve gereğini yaparım, ne kadar ve nasıl olacağına ben karar veririm” anlayışı demokratik değil de despotiktir. Oysaki çağımız, çokkültürlülük ve katılımlı, birlikte karar alma ve yönetme dönemidir.

Devlet sistemini konuşmak “hainlik” olursa üniversiteler nasıl alternatifli rejimleri, demokratik düzeni tartışacaklardır. Fransız İmparator XIV. Louis mantığı ile “devlet benim” denince olmuyor. Kişi devleti temsil eder ama devlet kişinin malı-mülkü değildir ve onunla da kaim değildir. Devlet içindeki her şahıs, neticede bir vatandaştır. Vatandaşlar, eşit hak sahibidirler. Kişilerin kendilerini devlet olarak görmeleri, ancak “sultanlık” rejimlerinde mümkündür.

Devletler içsavaşı; vurup-öldürerek veya verip-kurtularak yahut da anlaşarak birlikte yaşamak veya ayrılmak şeklinde çözmektedirler. Devletler ve yönetenler, nimetleri vatandaş gruplarına eşit dağıtmakta kıskanç davranmaktadır. Egemen, ortak karar yerine mutlak olmak istemekte, dili resmileşmiş grup her şeyi kendisi için istemekte, farklı olanlar ise hak isteğinden vazgeçerek ekseriyete katılınca nasiplenmektedir. Devlet başkanlarının bazısı, herkese eşit mesafede olduklarını ifade etseler de, kendinden farklı bir isimle, dille, inançla bir grubun varlığına tahammül göstermiyorlar. Hal böyle olunca, çatışma zorunlu olmaktadır.

*

Türkiye’nin kurtuluşunda Türklerle birlikte Kürtler esas gruplar olarak birlik oldular ve yardımlaştılar. Kemal Paşanın önderliğinde muzaffer olup Türkiye’yi kurdular. Sonraki iç siyasette anlaşma olmadı ve Şeyh Said başkanlığında Kürtler isteklerde bulundular. Sonunda içsavaş oldu ve Şeyh Said ile 42 arkadaşı idam edildiler. Bunu Ağrı İsyanı ve Zilan katliamı izledi. Sonra Dersim Katliamı derken 1984 PKK direnmesine gelindi ve 40 seneye yakındır çatışma devam etmekte ve binlerce insanımız ölmektedir. Bu arada Alevi katliamlarını da unutmamak gerekli: 18 Nisan 1978 Malatya katliamı, 24 aralık 1978 Maraş katliamı, 29 Mayıs 1980 Çorum katliamı, 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı, 12 Mart 1995 İstanbul Gazi Mahallesi katliamı ve diğerleri.

Cumhuriyet dönemindeki Kürt Kırımlarını şöylece sıralamak mümkündür: Önce; Koçgiri, Milli kırımları. Sonra Şeyh Said direnişi-1925, Ağrı Direnişi-1930-32 ve Zilan Katliamı,1937-38 Dersim Katliamı, Roboski Katliamı-2011, Diyarbakır Katliamı-2015, Suruç Katliamı-2015 ve diğer katliamlar:  1 Mayıs 1978 Taksim Katliamı, 10 Ekim 2015 Ankara-Gar Katliamı.

Başbakan Recep tayip Erdoğan, başlangıçta özgürlük istekli ve sistemin yanlışlarını düzeltmek azminde idi. 2005 yılında “Kürt varlığını ve Sorununu” kabul ettiğini, bunu çözeceğini ilan edince, Kürt seçmenden büyük destek gördü, ”Kürtleri ben temsil ediyorum, benim 73 Kürt Milletvekilim var” dedi. Kürt seçmenin umut ve teveccühü ile üç dönem Tekbaşına iktidar oldu.

Sonra Oslo diyalogu ve TBMM’de HDP ile diyalog, giderek müzakere olacak iken, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan birden “tek millet, tek devlet, tek vatan. Diyalog-İzleme heyeti, masa, Kürt Sorunu, ilan edilmiş deklarasyon yok” dedi. Tekrar 1990’lı yıllardan daha şiddetli bombalama, şehirlerde sıkıyönetim, öldürme, mitinglerde ve farklı bölge ve şehirlerde katliamlar olmaktadır.

Tekbaşına iktidar-muktedir olan ve Başkanlık planlayan Erdoğan ve AKP, 7 Haziran 2015 seçimlerinde beklediği sonucu alamadı, Tekbaşına iktidarı kaybettiler.

Şimdi; top-tüfek, ölüm, barut-gaz, sıkıyönetim, çatışma ve bombalama ortamında 1 Kasımda tekrarlanan Genel Seçim yapılacak. Binbir kaygı ile. Üstelik HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ve İmralı Heyeti için suikast ihbarları varken. Ankara’da katliamda 99 kişi vefat etmiş iken. Sonu hayır gele…

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim