Usul usul gitti aşk

Dayandım aşk ile yürüttüm gemiyi/Aşk ile koskoca dağları düz ettim/ Avladım sonunda o civan kekliği..
Yıldönümüne yaklaşınca hatırladım. Geçen sene Eylül ayıydı. Sağanak yağmur altında kaçak bir yolcu telaşındaydı aşk, gördüm.
Dünyanın yükünü omuzlarına almış da, hızlı adımlarla ülkeyi terk etmeye hazırlanıyordu. "Nereye?" dedim, acı acı gülümsedi. "Bana hesap mı soruyorsun?" diye diklendi. "Asıl hesabı ben sormalıyım." Sonra nazik biçimde saçak altına itekledi beni.
Hesapsız bir karşılaşmanın başında yenik düşmüştüm. Önce güvercinlere dikkat çekti. "Mektup taşımıyorlar artık, e-postaları protesto ediyorlar." Sonra o garip yağmurları işaret etti. "Bak gökyüzü ağlıyor, sizin sevgisizliğinizden." Hesabın ibresini bize döndürdü. "Siz bana hesap soracağınıza, gidin kendinizi bulun." Duygusal bir operasyonun içinde hissettim kendimi.
Hiç bu kadar asabi görmemiştim aşkı. Kaldırdığı taşın altından çıkanları önüme koyuyordu sanki. "Her şeyi yakıp yıktınız, aşkı canlı bırakacağınızı mı sandınız?" Utandım. O devam ediyordu. "Konuştuğum zaman kimse beni dinlemiyor. Sustuğum zaman yumruklarınız ve sövgüye bulanmış dilleriniz konuşuyor. Adaletiniz yok, asaletiniz de. Parmak izleriniz cinayetlerde duruyor, çiçeklerde değil." Onun hizaya soktuğu kelimelerin karşısında başımı eğmek zorunda kaldım.
"Aşk sizin ucuz kalemlerinizde bitti. Üç kuruşluk televizyon dizilerinizde. Politikacıların söylemlerinde tükendi, paranın özne olduğu hayatta." "Gidiyorum" dedi, duydum. En çok ihtiyacımız olduğu bir zamanda bizi terk ediyordu aşk. Bazı gerçekleri dile getirmekte gecikmiştik. Saygıyı sevgiyi katletmekten fırsat bulup da... "Seni nerelerde bulabiliriz?" diye sordum, gönül kırıntılarının peşine takılıp. "Bir dal çıtırtısında, bir bebeğin ayak parmaklarının arasında. Saygıda, inançta. Helal kazançta." Gözlerinin içine bakıyordum da, noktayı koydu. "İsterseniz her yerde bulabilirsiniz beni."
Ve usul usul gitti aşk.
Küfür kıyamet hayata el bile sallamadan.
Düşünüyorum da, aşk geri gelene kadar, aynı havayı içine çeken insanlar birbirini çekmeyecek artık.
*******************
Ne Cahit Sıtkı Tarancı gibi korkabildim ölümden, ne Yahya Kemal gibi gidenleri bekleyebildim. Necip Fazıl misali düştüm kaldırımlara. Orhan Veli'cesine anlatamadım derdimi. Ahmet Muhip gibi sevemedim belki ama Atilla İlhan gibi mecburdum sana. Faruk Nafiz Çamlıbel’in han duvarları arasında Peyami Safa kadar yalnız, Ahmed Hamdi kadar huzursuz, Tarık Buğra gibi dönemeçte iken Hüseyin Nihal Atsız gibi davamdan ve senden dönmemeye karar verdim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kızılay milli irade nöbetine devam ediyorAdana’da, demokrasi nöbetine katılanlara, Türk Kızılayı tarafından gece boyunca çorba, çay ve su ikramında bulunuldu.Haber Yazılımı: CM Bilişim





.20160727090929.jpg)












