• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

“Yabancı Bebek” ve Suçlu Kim?

10.10.2012 08:49
A.Kadir TUNÇER / Yazar

A.Kadir TUNÇER / Yazar

Daha derin tahlil ve analizlerle gündeme taşımak istediğim bir konuydu.. Medyanın kıytırık diye nitelendirebileceğim boyutu ile ele aldığı ve fotoğrafın sadece bir karesini ifade eden sıradan bir haber olarak yapıldığını görünce, daha fazla gecikmenin doğru olmayacağını düşündüm. 

Gündemin hızlı değişkenliği ve kimi zaman yanlış dolgular, esas konuları saf dışı bırakabiliyor. İçim elvermedi, önümüzde serili olan ve süslü görüntüsü zaman zaman iştahımızı kabartan, kimi zaman sevindiren, kimilerimizin vicdanını, pek çok kişinin  ise cüzdanını sızlatan bir mükellefiyetten söz ediyorum.. 

İlgili tarafının çok fazla olduğu, neredeyse toplumun her kesimini ilgilendiren temel bir sorun! Sorun çünkü, hâla çözmek zorunda olduğumuz yığınla ayrıntıları içerisinde barındırıyor..

Çünkü sosyal açıdan pek çok iyi niyetli teşebbüs ve projeksiyonlara rağmen bir türlü kanamasını durduramadığımız bir yaramız! 

Bu konu; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sosyal Hizmetler İl Müdürlüklerinin tek başlarına çözmekle sorumlu oldukları kurum ve kuruluşlarımız gibi görünse de, aslında eğitim, ekonomi, diyanet işleri başkanlığı, çalışma ve sosyal güvenlik bakanlıkları, başbakanlık, valilikler, ilgili kuruluşlar ve en önemlisi sivil toplum örgütlerimize çok ciddi yük ve sorumluluk getiriyor. 

Yabancı Bebek!

Bir anne ve bir baba.. Annesinin hastanede doğurduktan sonra hastaneden kaçmalarıyla başlayan bir ibretlik serüven.. Tekirdağ/Çerkezköy Özel Optimed Hastanesi'nde bebekleri dünyaya geldi. Kadir Yabancı. Anne Fidan Yabancı bebeği doğurduktan 2 gün sonra hastanede bırakıp kaçtı. Anne ve babaya ulaşamayan hastane yetkilileri bebeği Tekirdağ Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'ne teslim etti. 1.5 aydır Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü Sevgi Evleri'nde bulunan bebek sabah saatlerinde 2 bakıcı tarafından beşiğinin yanında ölü bulundu. Olayın polise bildirilmesi üzerine inceleme başlatan polis ekipleri, bebeğin beşiğin kopan parmaklıkları arasından düştüğünü belirledi. Özü bu! 

İçimizdeki sosyal yaranın küçücük ama içinde barındırdığı yük’ün büyüklüğü açısından devasa, acı kokan, hüzün ve ıstırap yüklü, üstü örtülü sancılarımızla yüzleştiğimiz, eksiğimiz, gediğimiz, konsantre bir acı gerçeğimiz..

Suçlu kim?

Anne ve babanın bilmem/düşünmem gereken yürek burkan terk edişlerini, bunu yaparken içinde bulundukları psikolojik durumları, buna neden olan “nedenleri ve niçinleri”, onları bu tutum ve davranışa sevk eden gerekçeleri, buna benzer yaşanan ve yaşanmakta olan sayısız örneklemeleri ciddi manada, acil cinsinden masaya yatırmak gerekmez mi? Yoksa bu olayı münferit, kendi halinde lokal bir hadise olarak mı değerlendirmeliyiz? 

Sosyal hizmetler il müdürlüklerinin “sevgi evleri”, görevli ve sorumluları ilgi ve anlayışlarını yeniden formatlayarak, daha insani ve vicdani, daha duyarlı ve dikkatli olmaları, olması gereken özeni göstermeleri gerekmez mi? Testiyi kırmadan tokat yeme felsefesi ne kadar yerinde sizce? 

Yoksa bütün suç ve kabahat; uzun bir kullanım sonrası, narin bir bebeğin itelemesi ile yerinden kopan, çürümeye yüz tutmuş beşiğin kahrolasıca kopan parmaklıklarında mı? 

Sağlıklı kontrol mekanizmasını işletemediği anlaşılan bakanlık ve/ya il müdürlüklerinde mi? 

Her türlü sıkıntıya rağmen; bebeklerini hastanede rehin’den öte bırakıp terk ederek kaçan, amansız cehalet pençesinin vicdan ve bilgi özürlü ebeveynlerinde mi? 

Ya bir türlü düzene oturtmayı başaramadığımız sisteme ne demeli?  

Olması gereken prosedürlerin üzerine, Allah korkusu, din ve vicdan kazanımlarının en güzel yansımalarından biri olan merhamet ve şefkat kisvesi giydirilmediği sürece, bu tür sosyal içermeli projeksiyonların işlevsellikleri kadükleşmekten kurtulamaz!

Peki, toplumsal ilgi ve alakaya son derece muhtaç böylesi kurum ve kuruluşlarımıza el atıp sorun ve çözümleri birlikte paylaşmak zorunluluğunu hisseden, varlık nedenleri gereği etmesi gereken sivil toplum kuruluşlarımız, müftülüklerimiz nerede? Neden temasa geçilmiyor? Karşılıklı oturup çözüm ve katkı koymak adına kim kimi bekliyor? Yoksa sinsice kanayan bu yarayı hep birlikte, kendimizi taca atarak sıyrılacak/ sıyrıldığımızı zannetmekle hep kendimizi kandırmaya devam mı edeceğiz? 

Doğrusu net bir realite var ortada. O da; kesin olarak bir suçlunun açık veya gizli olan varlığı! 

Aslında ölen “Kadir Yabancı bebek” değil, çürümeye yüz tutan anlayışımız olmasın? 

Yetiştirme Yurtlarına ilişkin analizlerimi daha sonra, bir başka yazıda ele almaya çalışacağım.

 

Sevgi ile kalın..

akt

 

 

 

 

 

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim