• BIST 77.717
  • Altın 128,110
  • Dolar 2,9818
  • Euro 3,3020
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Yazmak: Varoluş çığlığıdır

31.03.2016 09:26
Yazmak: Varoluş çığlığıdır
Sedat Memili (özel)

YAZMAK: VAROLUŞ ÇIĞLIĞIDIR

GÖZ YUMMAK TERÖRÜ BESLER

Değerli dostlarım

Okuyucuların bizim için değerini anlatmaya gerek bile yok. Yazmak benim için “yavaş intihardır.” (Bunu en kısa zamanda açıklayacağım.) Yazmak kişinin, yaşayacağı bir dünyaya özlemidir. Kelimeler, yazanın arzu ettiği dünyayı oluşturan tuğlalardır. Bu tuğlalar hem insanın arzu ettiği dünyayı kurar hem de onları tutsak eden duvarlara dönüşür.

Ayrıca yazmak, benim için “var oluş çığlığı”dır.

Bu sadece benim için değil, yazmayı yaşam biçimi haline getiren çoğu insan için de böyledir.

Bazen de yazmak, kişinin boğulduğu dünyada soluk aldığı bir yaşam penceresidir.

Ben yasalarımızın yazmayı yasak etmesini bir türlü kavrayamıyorum. Örneğin 657 sayılı yasa ile görev yapan devlet memurları neden yazamazlar? Bu konuda bir çalışma yapmadım. Ancak yüzeysel olarak baktığım zaman, buna mantıklı ve etik hiçbir gerekçe bulamıyorum.

Benim bilip tanıdığım öyle devlet memurları var ki, yazma konusunda bir çok yazar onların eline su dökemez. Ancak yazmaları yasak olduğu için bu yeteneklerini öteliyorlar, ardından da zaman için vaz geçiyorlar.

Çünkü yazmanın bir sonucu da insanın kendine synalar oluşturmasıdır.

Her okur, yazarın oluşturduğu ve onu yansıtan bir aynadır.

Kimileri beğenmez, eleştirir ve yazara dış bükey ayna olur, kimileri gereğinden fazla hayranlık duyar iç bükey ayna olur; kimileri de objektiftir, düzgün ayna olur.

Her durumda yazar, okuyucuların tepkisi ve yansıması ile beslenir

“İntihar; İçimizdeki Put” kitabım yayınlandığı zaman, bana gelen mektupları toplamıştım. Öylesine mektuplar var ki, benim kitabımda yazdıklarımdan çok daha güzel ve çok daha anlamlıydı. O zaman anladım ki, esasında okur, olayları ve konuları çok iyi değerlendirmektedir.

Şimdi bu gün sizinle “adını açıklayamayacağım” bir okurumun yazısını paylaşacağım. Her zaman, paylaşımlarımı dikkatle izlediğim bir okurdur. İtiraf ediyorum, bu düşünsel ve kalitede okuyucularımın olduğunu bilince yazdıklarıma daha çok dikkat etmeye çalışıyorum. Hiçbir değişiklik yapmadan yazının 1. Bölümünü paylaşıyorum. Sadece ara başlıklar tarafımdan verilmiştir.

Yüreğinize sağlık değerli insan, Huriye Hanım…

kilicdaroglu-aa-nin-yilin-fotograflari-8015370_3984_m.gifkilicdaroglu-aa-nin-yilin-fotograflari-8015370_6184_m.gifkilicdaroglu-aa-nin-yilin-fotograflari-8015370_6288_m.gifkilicdaroglu-aa-nin-yilin-fotograflari-8015370_7015_m.gifkilicdaroglu-aa-nin-yilin-fotograflari-8015370_8639_m.gif

ÜLKELER GEMİLER GİBİ; YAVAŞ BATAR

“Sevgili Dostlar.. Üzgünüm! Sizleri bunalttığım için.. Üzgünüm! Sizlere aynı konularda tekrar tekrar yazmak zorunda kaldığım için.. Üzgünüm!. bir yazı dizisiyle karşınızda olduğum için..

Ben istiyorum ki “sahipsiz” ülkemde olup bitenden herkesin haberi olsun, herkes ibret alsın ders çıkarsın, çocuklarımız bu gerçekleri bilerek büyüsün, insanlarımız oyunlara gelmesin. Unutulmamalıdır ki, Devletler bir anda değil, büyük gemiler gibi yavaş yavaş batarlar. Önlemek zorundayız çöküşümüzü, kardeş kavgası yaşamamalıyız bu topraklarda. Korkularım var, korkuyorum zira “Daha çok, iç isyanlara güvenelim.” demiş İngiliz ajanı Ryan yazdığı raporunda.

Yine çok kötü günler yaşıyoruz bildiğiniz gibi. Bu nedenle önce günümüzden birkaç paragraf yazıp, sonra geçmek istiyorum asıl yazıma…

GÖZ YUMMAK TERÖRÜ BESLER

Terörle yaşamaya alışmalıyız demişti birileri, alıştık mı ne? Son aylarda neredeyse her gün gelen şehit haberleri, terör saldırıları, toplu katliamlar sadece ‘yüreklerimizi dağlıyor’ sözleri ile geçiştiriliyor, tepki adına kılımız bile kıpırdamıyor. Elbette ‘hep yasta olalım, hiç gülmeyelim’ demek istemiyorum ama duyarlılığı da elden bırakmayalım bence. 7 Haziran seçimlerinden bu yana aralarında yarbay, binbaşı, yüzbaşı ve baş komiserlerin bulunduğu 300’den fazla güvenlik görevlisi Şehit düştü. Ayrıca sayısını bilemediğim, içlerinde turistlerin de olduğu çok sayıda siviller katledildi. Bir çok vatandaşımız evinden barkından oldu.

Başbakan’ın çok severek kullandığı “kokteyl terör” kavramı adeta “Terörle bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz, arkasında büyük güçler var, terörist saldırıları önlenemez” tezine dönüştü. Bu bahane ile “terörle savaşmak için daha çok polise, daha çok askeri kuvvete, daha çok güvenlik önlemine, toplumu daha çok korkutmaya ve evine kapatmaya ihtiyaç vardır” noktasına kadar gelindi. Oysa terörü önlemek için ne yeni polise, ne özgürlükleri sınırlayacak önlemlere ne terörle yaşamaya alışmaya ne de halkı ölümle terbiye etmeye ihtiyaç kalmaz. Yeter ki, göz yumulmasın yeter ki teröriste tolerans gösterilmesin!

Sorgulanması gereken asıl şey “Terör örgütlerini kim ne amaçla kullanmaktadır? Finans kaynakları kim ya da kimlerdir? “Adı sanı bilinen IŞİD’çilerin sırtlarına ‘canlı bomba yeleğini’ giyip mahallesinden yürüyerek, kendi ilinin otogarından otobüse binip, Ankara’ya, İstanbul’a bir engelle karşılaşmadan gelebilmesi nasıl mümkün olabilmektedir? Bu kişilere kim, ne için tolerans göstermektedir? 
Dostlar, bu gün yaşamakta olduğumuz felaketlerin tesadüfen olmadığı kesindir. ‘Geçmişini bilmeyen geleceğini bilemez’ sözünden hareketle Cumhuriyet tarihimize bir göz atmak, buna da İngiltere’nin devlet arşivinde bulunan bazı belgeleri kaynaklarıyla birlikte sizlere sunarak başlamak istiyorum.

TARİHDE TERÖRÜ BESLEYENLER

*Kasım 1918, "İngilizler, Musul'u işgal ettikleri andan itibaren, Kürt milliyetçiliğini teşvike koyulmuşlardır." (A.J.Toynbee, Türkiye, s.296)

*28 Kasım 1919, Mr.Kidston'dan E.Crovve'a: "Kürtlere her ne kadar inanmazsak da, onları kullanmamız çıkarımız gereğidir." (Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, s.206)

*11 Ocak 1920, Dışişleri görevlilerinden Vansittart'ın muhtırası: "Erzurum, yeni kurulacak Ermeni devletinin başşehri olacaktır." (Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, s.211)

*Şubat 1920, Müttefikler arası Londra toplantısında, Lord Curzon, "Ermenistan mandası altında bir Lazistan kurulmasını..." önerir. (D.Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, 1.C., s. 139)

*26 Mart 1920, Y. Komiser Amiral de Robeck'ten Lord Curzon'a: "Kürdistan, Türkiye'den tamamen ayrılıp bağımsız olmalıdır. Ermeniler ile Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbul'daki Kürt kulübü Başkanı Seyyid Abdülkadir ile Paris'teki Kürt lideri Şerif Paşa hizmetimizdedir." (D. Avcıoğlu Milli Kurtuluş Tarihi, s. 141)

* 6 Kasım 1920, Albay Stokes'ten Lord Curzon'a: "Sünniler ile Şiiler arasındaki zıtlık büyüktür. Biz bu zıtlığı daha da geliştirebiliriz." (Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, s.270)

* 25 Mayıs 1921, Bedirhan ailesinin reisi Emin Ali, Ajan Ryan ile görüşür, "Kemalistlere karşı Kürtleri ayaklandırmak için Yunanlılarla ilişki kurduğunu bildirir." (B.N.Şimşir, ingiliz Belgelerinde, 3.C., s.XCII/333)

* 2 Mart 1921, İngiliz casusluk örgütü, Mustafa Kemal'in Londra'daki Türk Kurulu Başkanı Bekir Sami Beye kapalı telgrafla yolladığı talimatı ele geçirir ve şifresini çözer. Talimatın son maddesi şöyledir: "Barışı sağlamak için İngilizlere bazı zahiri (öyleymiş gibi görünen) ayrıcalıklar tanımak yolundaki görüşünüzü uygun bulmuyoruz. Zahiri bile olsa, İngilizlere ayrıcalık tanımak, milli davamızın ruhu olan bağımsızlığımızı yok etmeye yetecektir. Yetkiniz, Milli Misak'la sınırlıdır!" (B.N.Şimşir, İng. Belgelerinde, 3.C., s.LX/201 vd.)

* 10 Mart 1921, Londra Konferansı; bugünkü sabah oturumunda Yunan Savaş Bakanı Gunaris, "Sevres Andlaşmasını Türklere zorla kabul ettirmek için Yunanistan'ın bütün fedakârlığa hazır olduğunu ve Kemalist orduları üç ay içinde dağıtabileceklerini" açıklar. (B.N.Şimşir, İngiliz Belgelerinde, 3.C.,s.LXIH/213) Ordunun Ankara seferi planını, Albay Sarıyanis özetle şöyle açıklar: 'Yunan ordusu Ankara'ya ilerlerken, Rum nüfusunun fazla olduğu Karadeniz kıyısına da çıkartma yapılacak, orada bir üs kurulduktan sonra da, Ermenilerin yardımı ile Sivas ve Erzurum da işgal edilecek.

* 31 Mayıs 1921, Bakanlar Kurulu toplantısında, Londra'ya çağrılan General Harington'un açıklaması: "İstanbul'daki Müttefik kuvvetleri, Mustafa Kemal'e karşı koyabilecek durumda değillerdir. İstanbul'da kalmak yersiz ve tehlikelidir. "Lord Curzon, Harington'a şu cevabı verir: "İstanbul'dan çekilmenin geniş ve felaketli yankıları olacaktır. İngiltere, zaferin bütün meyvelerini yitirecektir. Mustafa Kemal büsbütün güçlenecek ve İngiliz İmparatorluğu için tehlike olacaktır... Doğu Trakya'yı mutlaka Yunanlılara kazandırmak lazımdır. Türklerin Çatalca'dan öteye, Avrupa'ya geçmeleri önlenmeli... İstanbul'a Yunan askerlerini getirmek ihtimali de düşünülmeli... İstanbul'dan çekilmek, İngiliz politikası ve İngiltere'nin Doğudaki çıkarları için tehlikeli olur." Churchill de Lord Curzon'un görüşlerine katıldığını açıklar. (B.N.Şimşir, İngiliz Belgelerinde, 3.C., s.KCVIII vd./356 vd.; B.N.Şimşir, Sakarya'dan İzmir'e, s.26)

Bu daha başlangıç… Gördüğünüz gibi emperyal devletler Cumhuriyetimizin kurulma aşamasında bile boş durmamışlar, plan proje yapmışlar ve yapmaya da devam ediyorlar. Ben istiyorum ki herkes bir kez daha düşünsün. Çünkü; Gerçekten düşünen anlamaya başlar, anlayınca da gerçeklere yönelir, beyniyle, yüreğiyle ve elleriyle…

 II.bölümde buluşabilmek umuduyla hepinize saygılarımı sunuyorum…”.

Not: Fotoğraflar tarafımdan seçilmiş olup, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yılın fotoğrafları oylamasında seçtiği 5 fotoğraf http://www.sondakika.com/haber   sitesinden alınmıştır.

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • "Çiftçilik peygamberler mesleğidir"15 Haziran 2016 Çarşamba 06:00
  • Ak Parti ile gönül bağımız var09 Haziran 2016 Perşembe 06:00
  • Hastane çöplerini okulun önüne atıyor!09 Haziran 2016 Perşembe 06:00
  • Siyon protokolleri -7. bölüm06 Haziran 2016 Pazartesi 09:12
  • Fatma Akdoğan: Kanseri tedbir önler, moral yener03 Haziran 2016 Cuma 06:00
  • "Hayalet hükümdarlar dikeceğiz..."01 Haziran 2016 Çarşamba 06:00
  • Ozan Şükrü Çakır'ın gözüyle: Atatürk ve şiir26 Mayıs 2016 Perşembe 06:00
  • ETD Yapı: Malzeme insana saygı göstermeli25 Mayıs 2016 Çarşamba 06:00
  • Kıvanç: Adana'nın değerleri siyaset üstüdür23 Mayıs 2016 Pazartesi 09:31
  • 4 mevsim portakal çiçeği21 Mayıs 2016 Cumartesi 11:31
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim