• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Yeni yıl ve yaşam

31.12.2015 06:00
Sedat MEMİLİ / Yazar

Sedat MEMİLİ / Yazar

Bir yıl daha geçti; Ne kadar rahat söylüyoruz.

Sevinçle mi anıyoruz, hüzünle mi? Yeni yılı sevinçle mi karşılıyoruz, kaygıyla mı?

Bunları kestirememek, Tanrının insana armağanıdır.

Ya geleceği bilmiş olma yeteneğimiz olsaydı; bundan büyük işkence olur muydu?

Belki de bu bilinemezliktir, yaşamı anlamlı kılan.

Gerçekten bir yıl daha mı geçti? Yılın 365 gün oluşunu kim saptadı. Eğer yıl, 180 gün olarak belirlenmiş olsaydı, bu gün on yaşındayım diyenler yirmi yaşında olduklarını söyleyeceklerdi. O zaman Orhan Veli Şiirine “Yaş otuz beş…” olarak değil de, “Yaş yetmiş…” olarak başlayacaktı.

Siz bir bedene “otuz beş yaşında” veya “yetmiş yaşında” demenizin hiçbir anlamı yoktur. Belki de “yıl” diye bir kavram yoktur, ancak insanlığın ortak kabulü ile var olmuş ve benimsenmiştir. Metre, litre gibi… Mülkiyet hakkı… Para gibi…

Yaşamımızda birçok şey böyledir. Gerçekte yoktur ama biz onları varmış gibi yaşarız. Öylesine benimsemişizdir ki, yaşantımızı bile ona göre düzenlemişizdir. Doğal yaşamımızı, ürettiklerimize teslim etmişizdir.

Ben hayatım boyu CD talep etmemiştim. Bir beyin üretti, arz etti ve şimdi, CD ile çalışmasam işlerim yarım kalıyor. 75 milyon yıllık insan yaşamında, CD’nin tarihi belki de 20 veya 30 yıldır. İnsanlık 75 milyon yıl CD’den habersiz yaşadı. Şimdi CD’lerle idare ediliyor.

Vahşet arttıkça demokrasi talebi artıyor; oysa vahşet kalkarsa, demokrasiye gerek yoktur. Böyle bir ihtiyaç doğmaz. Vahşeti ve haksızlıkları kaldırmak için demokrasiye ihtiyaç yoktur. Haksızlık ve vahşet kaldırılırsa zaten demokrasi gerekmez.

Ne vahşet ne demokrasi ikisi de insanlığın köklü tarihinde yoktur. İnsanlık tarihine göre ikisinin de tarihi çok gençtir.

Birikim ve sahip olma mikrobu, insanlığı çirkinleştirmiştir.

Yıllardan söz ediyorduk.

Elli yaşındaki insan, gerçekten elli yıl edindiği birikimlerle mi yoksa insanlık tarihinin birikimleriyle mi konuşur veya düşünür?

Rüyalarımızda ölmüş sevdiklerimizi görürüz. Bu insani bir duygudur. 25 yıl önce kaybettiğim babamın öldüğüne hala inanmam. Öldüğünü, bütün beynimle biliyorum. Ama bütün kalbimle inanmak istemiyorum. Bazen rüyamda görürüm. Ama rüyamda, asla “sen ölmüşsün, nasıl oluyor da ben seni görüyorum” diye düşünemiyorum. Hatta rüyamda iken ölü olduğu aklıma bile gelmiyor.

Rüyada ne zaman vardır ne mekân. Örneğin torunumla babam, sonsuza kadar birbirleriyle karşılaşmayacaklardı. Ama rüyamda babam, torunumu sever. Ve rüyanın içinde olan ben, asla bu durumu garipsemem.

Uyanınca uzun uzun düşünürüm.

Bu rüyayı ben mi gördüm? Yoksa ben babamın gördüğü rüyada mıydım?

Yarını bekleyecek sabrımız yok, oysa geriye baktığımızda, bu yılların üst üste nasıl geçtiğine akıl edemiyoruz.

Yaşam diyoruz, yaşam.

Su gibi akıp geçiyor.

Yaşam gerçekten var mı? Gerçekten yıllara bölünebilir mi?

“Yoksa yaşam dediğimiz şey, ölülerin gördüğü bir rüyadan ibaret midir?

Yeni yılınız eski yılınızdan güzel olsun.

Dilerim.  

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim