• BIST 77.717
  • Altın 128,110
  • Dolar 2,9818
  • Euro 3,3020
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

YEŞİLÇAM’IN EFSANE JÖNÜ: “İrfan Atasoy”

16.04.2015 16:28
YEŞİLÇAM’IN EFSANE JÖNÜ: “İrfan Atasoy”
Bir “Özgün Uysal” Röportajı:

1970 yılında izlemiştim Uçan Adam Shazam’ı. Aktör İrfan Atasoy’un canlandırdığı, Killing (NOT-1) karakterinin baş düşmanı, kötülerin korkulu rüyası, iyilerin dostu, kostümlü, pelerinli ve maskeli bir kahramandı Uçan Adam. İrfan Atasoy, profesörün oğlu Orhan iken, o sihirli kelimeyi, yani SHAZAM’ı söylediğinde ortalığı bir duman kaplıyor, bir anda Uçan Adam oluveriyordu. Daha sonra çizgi romanlardan hatırlayacağınız “Kızılmaske/Phantom” rolünde izledim İrfan Atasoy’u. Beyaz perdenin siyah beyaz olduğu, renkli filmlerin tek tük oynadığı bir dönemdi o yıllar. Yılmaz Güney, Yılmaz Köksal, Ayhan Işık gibi birden bire İrfan Atasoy da Türk Sineması’nın sayılı oyuncuları arasına girivermiş, çevirdiği fantastik filmler ile sinema izleyicilerinin gönüllerinde ayrı bir yer edinmişti kendisine. Üstelik sadece oyunculukla kalmamış, senaristlik, yönetmenlik, yapımcılık, sinema işletmeciliği gibi birçok marifeti de on parmağına sığdırmayı başarmış nadir insanlardan birisiydi.

Karikatür, çizgi roman ve fantastik sinema diye adlandırdığımız çizgi romanların sinema uyarlamalarına yer verdiğim sitemde, artık Fantastik Türk Sineması için bir kült haline gelmiş olan İrfan Atasoy’a yer vermek için kolları sıvadım ve internette yaptığım araştırmalar sonucunda kendisine ulaşarak 5 Nisan 2005 tarihinde buluşmak üzere sözleştim.

Aşağıda okuyacağınız röportaj, İrfan Atasoy’un sahibi olduğu Beyoğlu/İSTANBUL’da bulunan İRFAN FİLM ŞİRKETİ’nde gerçekleştirilmiştir.

Yeşilçam’la senarist olarak tanıştım

ÖZGÜN UYSAL : Sayın ATASOY, bize biraz kendinizden ve sinemaya nasıl başladığınızdan bahseder misiniz?

İRFAN ATASOY : Ben, 1937 yılında Adana’da doğdum. Askere gitmeden önce Adana’da bir film şirketinde kartoncu olarak çalışıyordum. Öyle aklımda ileride izleyicilerin hayran olacağı bir aktör falan olmak yoktu. Yılmaz da (Yılmaz Güney’i kastediyor) bir başka film şirketinde depocu olarak çalışıyordu. Kendisiyle olan dostluğumuzun başlaması da o dönemlere rastlar. Askere gittiğimde, birliğime bir film makinesi almışlar; kimse de kullanmasını bilmiyor. Anlayan var mı diye sorduklarında ben film makinesinden anladığımı söyledim. Artık birliğimdeki makinenin ve sinemanın sorumlusu olmuştum. Bir gün film makinesi arıza yapınca, “senin tanıdığın vardır, makineyi İstanbul’a götür de bir baktır” dediler. Görevli olarak İstanbul’a gittiğimde, daha önceden Adana’da çalışırken tanıdığım İstanbullu sinemacıların yanına gittim. Film makinesi onarılırken ben de o tanıdıklarımın yanında vakit geçiriyordum.

ÖZGÜN UYSAL : Yanlış hatırlamıyorsam, ilk senaryonuzu da bu dönemde yazmışsınız.

İRFAN ATASOY : Evet, doğrudur. Tanıdıkların şirketinde vakit geçirirken içeriye bir yönetmen ile senarist girmişti. Yönetmen, senaryoyu istediği gibi yazmadığı için senaristle tartışıyordu. Bir süre atıştılar, sonra senarist oradan ayrıldı. Yönetmene, “ağabey, istersen ben sana senaryo yazabilirim” dedim. O da hayretle “Sen senaryo mu yazıyorsun?” dedi. Adana’da bir film şirketinde çalıştığımı, şimdiye kadar hiç senaryo yazmadığımı ama bana bir daktilo ile yeteri kadar kağıt getirirse yazabileceğimi söyledim. Yönetmen, üşenmedi gitti bir daktilo ile bir sürü kağıt getirdi. Ondan sonra da senaryoyu ne şekilde istediğini tarif etti. Daktilonun başına oturdum, sabaha kadar yazdım. Ertesi gün şirkete uğrayıp senaryonun nasıl gittiğini sordu. Bitirdiğimi söyleyince hayretini gizleyemedi. Yazdığım senaryoyu alıp evine götürdü; eşiyle birlikte okuyup incelemişler. Çok duygusal bir senaryoydu. Bir süre sonra geldi ve emeğime karşılık bana yüklü bir para verdi. Bir süre sonra senaryo yazdığımı duyan diğer yönetmenler de bana gelmeye başladılar. Böylece senaristlikle gerçek anlamda Yeşilçam’a girmiş oldum.

Yılmaz Güney’le birlikte oynadığım “İnce Cumali” benim ilk filmimdir.

ÖZGÜN UYSAL : Ben sizi Killing serisi filmlerle tanıdım, daha sonra da Kızılmaske isimli filminizi izlemiştim. Sizi Türk Sineması’nda belli bir yere getiren gerçekten de bu Killing serisi filmler midir? Oyunculuğa da bu Killing serisi filmlerle mi başladınız?

İRFAN ATASOY : Askerden döndükten sonra İstanbul’a geldim ve yazdığım senaryolardan kazandığım parayla Beyoğlu’nda Atlas Sinemalarının işletmeciliğine ortak oldum. O dönemde Yılmaz Güney de Adana’dan kopmuş, İstanbul’a gelmişti. Artık tanınan bir aktördü. Bu arada ben de İRFAN FİLM şirketini kurmuştum. 1967 yılıydı. Bir gün Yılmaz Güney bana “İrfan, seninle birlikte memleketimiz olan Adana’da bir film çevirelim” diye teklifte bulununca uygun bir senaryo bulup oyuncuları da toparladıktan sonra hep birlikte Adana’ya giderek çekimlere başladık. Ben de ilk oyunculuk deneyimimi yaşayacaktım. Yılmaz Güney’in yanında yardımcı oyuncuydum ve Cafer isminde bir karakteri canlandırıyordum. Filmin ismini de, Adana’nın o dönemlerde çok namlı olan bir kabadayısının ismi olan “İNCE CUMALİ” yaptık. Yılmaz, İnce Cumali’yi canlandırmıştı. Film çok iş yaptı. 1968 yılında Antalya Film Festivali’nde dört tane Altın Portakal ödülü aldı.

ÖZGÜN UYSAL : Killing serisi filmler de 1967 yapımı olduğu için ben hep sizi bu filmlerle sinemaya geçiş yaptınız diye düşünüyordum.

İRFAN ATASOY : Yok, yok. İnce Cumali’yle beyazperdeye adım attım. Aynı yıl iki tane de Killing filmi çevirdik; bu filmlerde canlandırdığım Uçan Adam karakteriyle sinemada yıldızım birdenbire parlayıverdi. Bunu inkar edemem.

Yeşilçam’da Kilink (Killing) furyasını başlatan Yılmaz Atadeniz’dir.

ÖZGÜN UYSAL : (İlerleyen zaman içinde Sayın İrfan Atasoy’la birbirimize ısınıyoruz, aramızdaki resmiyet kalkıyor, ben ona “İrfan Ağabey” diye, o da bana “Özgün” diye hitap etmeye başlıyor) Peki İrfan Ağabey, bu Killing projesi nereden çıktı, bu bilgiyi de benimle paylaşır mısınız?

İRFAN ATASOY : Tabii paylaşırım. İnce Cumali filminin yapımcılığını da üstlenmiştim. En İyi Film Altın Portakalı’nı aldıktan sonra yönetmenler de ismen beni tanımaya başlamışlardı. Yönetmen Yılmaz Atadeniz, gençliğinde çok çizgi roman okumuş, fantastik filmler izlemiş. Farklı konulara değinmek için kendisine ilham aradığı bir sırada iskelet kostümlü bir İtalyan fotoromanı olan “Killing” gözüne takılmış. Bir de gençliğinde izlediği “Şazem (SHAZAM) Dev Adam” (NOT-2) diye bir film varmış. “Ben bu iki kahramanı birleştirir bir film yaparım, iyi de iş yapar” diye düşünmüş. Ben, İnce Cumali ile ısındığım oyunculuğa devam etmek istiyordum, Atadeniz de yönetmenliğin yanı sıra yapımcı da olmak istiyordu. Kendisine gerekli mali desteği verdikten sonra filmin başrolünü bana verdi. Yıldırım Gencer, film süresince yüzü hiç gözükmeyen iskelet kostümlü Killing karakterini, ben de başrol oyuncusu olarak Uçan Adam SHAZAM’ı canlandırdım. Yılmaz Atadeniz, İtalyanlara telif ücreti ödememek için Killing’in adını “Kilink” olarak değiştirmişti. Fantastik filmler o dönemlerde çok tutuyordu, beni bir anda Türk sinemasında yıldızlaştırdı. Daha sonra diğer oyuncular da fantastik filmlere yönelince, bu sefer avantür filmlere yöneldim.

ÖZGÜN UYSAL : Killing İstanbul’da, kökeni yüzyılın başlarındaki Fransız edebiyatının mihenk taşlarından “Fantoma” serisine dayanan kostümlü ve maskeli anti kahraman türü ile farklı bir geleneği temsil eden ilginç bir çalışmaydı. Gerek Killing İstanbul‘da, gerekse Killing Uçan Adam‘a Karşı adlı film muazzam bir gişe başarısı elde edip Yeşilçam‘da yoğun bir Killing furyası yaşanmasına neden olmuşlar. Ancak, unutulmuş filmlerin iz sürücülerinin bütün çabalarına karşın Killing filmlerinin önemli bir bölümü ne yazık ki bugün hala kayıp film statüsünde. Sinemaseverler, günümüzde Fanatik Video serisinden Killing İstanbul‘dayı bulup izleyebilirler ancak Killing Uçan Adam‘a karşı adlı filmi herhangi bir şekilde izleme olanağından hala yoksunlar. Bu filmden baki kalan yalnızca bir poster ve birkaç fotoğraf. Bir de benim hafızamda kalan, filmin sonunda Uçan Adam Shazem’in (yani sizin), Killing’i (Yıldırım Gencer’i) bir caminin minaresinden aşağıya atarak öldürmesidir. Peki, kayıp olan bu Killing Uçan Adam’a Karşı adlı filmin bir kopyası yönetmen Yılmaz Atadeniz’de yok mudur? (NOT-3)

İRFAN ATASOY : Maalesef, onda da yok. Ancak internette filmin DVD formatında A.B.D.’de ve Avrupa’da olduğunu gördüm. Bir şekilde temin edip Türkiye’ye de getireceğiz. Bu konuda fantastik Türk filmi sevenlerden çok büyük talep var. (Sohbetimize İrfan Atasoy’un kendisiyle aynı ismi taşıyan ve 1998-1999 yıllarında Gölcük Orduevleri Müdürlüğü’nde askerlik hizmetini yapan oğlu İrfan Atasoy da katılıyor).

Yeşilçam’da Kızılmaske rolünü 1967’de ilk ben canlandırdım

ÖZGÜN UYSAL : İrfan Ağabey, sizin bir de Kızılmaske maceranız var, onu da anlatır mısınız?

İRFAN ATASOY : Tabii ki, niye olmasın. 60’lı yıllarda fantastik filmler çok tutulunca, yönetmen Çetin İnanç, çizgi roman kahramanı Kızılmaske’nin filmini çekmek istedi. Ben de uzun boylu ve akrobatik olduğum için başrol oyuncusu olarak beni tercih etmiş. Ee, bir de Uçan Adam olarak ünlendim ya, Kızılmaske olarak beni tercih etmesinde onun da etkisi var yani.

ÖZGÜN UYSAL : Kızılmaske filmi ile ilgili olarak ilginç bir anınız var mı?

İRFAN ATASOY : Olmaz mı? Onu da anlatayım. Kızılmaske filminin çekimi esnasında benim, yani Kızılmaske’nin hareket halindeki bir trenin vagonları üzerine atlaması gerekiyor. Tren hareket etti, ben de atlamak için pozisyon aldım. Etrafta da bir sürü seyirci var. Tren tam altıma geldi ama ben “atlayışımı ayarlayamayıp vagonların arasına düşersem” diye endişelendim ve atlamaktan son anda vazgeçtim. Buna rağmen seyirciler beni müthiş alkışladılar. Kameraman “İrfan ağabey, niye atlamadın, boşu boşuna filmi yaktık” diye seslendi. Endişemi anlayan yönetmen Çetin İnanç “Sen koskoca İrfan Atasoy’sun, korkmana gerek yok, atla” dedi. Vagonları tekrar geri çekip sahneyi baştan aldılar. Vagonlar tam altıma geldiğinde gözümü karartıp bir atladım, vagonlardan birisinin üzerine indim. Ancak bu sefer de ağırlığımdan vagonun tavanı çöktü ve yarı belime kadar vagonun içine gömüldüm. (Birlikte gülüşüyoruz, çaylarımızı yudumluyoruz)

Fantastik Türk filmlerinin aranılan oyuncusu olmuştum

ÖZGÜN UYSAL : Fantastik filmleriniz “Casuskıran” ve “Tolga” ile devam etti, ondan sonra da avantür filmlere yöneldiniz. 1978 yılında da birdenbire oyunculuğu bırakıverdiniz. Bunun bir nedeni var mıydı? Bu arada kaç filme imza attınız? Bu bilgileri de öğrenebilir miyim?

İRFAN ATASOY : Ülkemizde çok iş yapan çizgi roman uyarlaması Amerikan fantastik filmlerinin yerli versiyonlarını çeviriyorduk. Tom Tyler’in oynadığı Kaptan Marvel’i (Şazem Dev Adam) Uçan Adam olarak, Spy Smasher’i (Casuskıran) de Casus Kıran/7 Canlı Adam adıyla canlandırdım. Yeşilçam’da Karaoğlan, Tarkan gibi tarihi fantastik filmlerin furyası başlayınca kendi şirketim adına bir “TARKAN” filmi çekmeye karar verdim. Kartal Tibet de, o dönemlerde “KARAOĞLAN” ve “TARKAN” filmlerinin aranılan oyuncusu olmuştu. Kartal’ı bu filmde oynaması için aradım ama artık aktörlüğü bıraktığını ve bir yönetmenin yanında asistanlığa başladığını söyleyince filmin adını “TOLGA” olarak değiştirip bu karakteri de beyazperdede ben canlandırdım. Yani Tarkan filmine niyet ettik ama ortaya Tolga çıktı. Avantür film furyası bittikten sonra da tamamen sosyal içerikli filmlere yöneldim. Yılmaz Güney ile bir çok ortak çalışmamız oldu.

1978 yılında oyunculuğu bırakmamın nedenine gelince, 41 yaşıma gelmiştim ve yüzüm eskimeden oyunculuğu bırakmak istedim. Sinemaseverlerin beni filmlerdeki yüzümle hatırlamalarını istiyordum. En son “Rezil” isminde bir film çektim ve beyazperdeye veda ettim. Bugüne kadar 45 filmde oyuncu olarak, 3 filmde yönetmen ve oyuncu olarak, 28 filmde yapımcı ve oyuncu olarak, 16 filmde de senarist ve oyuncu olarak yer aldım. 1978 yılında sinemaya ara vererek tamamen yurtdışından film ithalatına yöneldim. Sinemadan kopmadım; işletmeci olarak hep Yeşilçam’dayım.

ÖZGÜN UYSAL : İrfan Ağabey, beyazperdeye veda etmişsiniz ama gene de sinemadan kopamamışsınız. İrfan Film Şirketi olarak yurtdışından film ithal ediyorsunuz ama bir yandan da sinema işletmeciliği yapıyorsunuz.

İRFAN ATASOY : Evet, bu konuda haklısın. Sinema camiasının içinde olmak beni mutlu ediyor. 60’lı yıllarda işletmeciliğine ortak olduğum Atlas Sinemalarını aldım, şu anda hem sahibi hem de işletmecisiyim. Ayrıca, Bakırköy’de Chaplin Sinemalarının ve Kadıköy’deki Broadway Sinemalarının da işletmeciliğini yapıyorum.

ÖZGÜN UYSAL : 2005 yılında, Adana 12 nci Altın Koza Film, Kültür ve Sanat Festivali’nde “YAŞAM BOYU ONUR ÖDÜLÜ” aldınız. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

İRFAN ATASOY : Türk seyircisi kendisine sinemada belirli mesajlar veren sanatçıları unutmuyor, böyle ödüllerle onurlandırıyor. Festival kapsamında bir arabanın içinde kortej geçişi yaparken Adanalılar “İrfan ATASOY!” diye hararetle beni alkışlarlarken, kızlarımın “babacığım, senin kızın olduğumuz için gurur duyuyoruz” demeleri benim için en büyük ödül olmuştur.

ÖZGÜN UYSAL : İrfan Ağabey, ben size sağlık ve mutluluk dolu günler diliyorum; Türk sinemaseverler sizi asla unutmayacaklardır. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum, siz de inanın.

Tam dört saat süren röportajın ardından Atasoy’un kızları Zeynep ve Elif, oğlu İrfan ile vedalaşıyorum. İRFAN FİLM’in bürosundan çıkıp İrfan Atasoy ile birlikte ATLAS Sinemalarına doğru sohbet ede ede ilerliyoruz. İstiklal Caddesi’nin paralelinde, Gazeteci Erol Dernek Sokağı’ndayız. Tesadüf bu ya, yolda İrfan Atasoy’un bir çok fantastik filme birlikte imza attıkları yönetmen Yılmaz Atadeniz ile karşılaşıyoruz, bir süre Atadeniz ile Atasoy sohbet ediyorlar, ben sessizce onları dinliyorum. Sanki bir şeyler söylesem büyü bozulacak, Yeşilçam’ın bu iki dev adamı bir rüya gibi ortadan kaybolacaklar gibi geliyor bana. Bir süre sonra iyi günler dileyerek Atadeniz’in yanından ayrılıyoruz.

İzmit’e dönüş

ATLAS Sinemalarını da gezdikten sonra İrfan Atasoy ile birlikte İstiklal Caddesinin kalabalığında Taksim’e doğru konuşa konuşa yürüyoruz. Nezaket göstererek Taksim’e kadar beni uğurlamaya geliyor.

Taksim’de sarılıp vedalaşıyoruz, gözlerimiz doluyor.

-“İstanbul’a geldiğin zaman mutlaka tekrar bana uğra, gelmezsen darılırım” diyor.

Türk Sineması’nın kalbinden, hüzünlü bir şekilde ayrılıyorum ve birkaç saat sonra İzmit’e doğru hareket ediyorum.

İRFAN ATASOY’UN OYUNCU OLARAK FİLMLERİ (45 FİLM) :

İnce Cumali (1967), Killing İstanbul’da (1967), Şark Yıldızı (1967), Killing Uçan Adam’a Karşı (1967), Casus Kıran (1968), Kızıl Maske (1968), Bin Defa Ölürüm (1969), Çifte Tabancalı Kabadayı (1969), Maskeli Şeytan (1970), Casus Kıran / Yedi Canlı Adam (1970), Belanın Kralı (1971), Her Kurşuna Bir Ölü (1971), Jilet Kazım (1971), Azrail (1971), Azrail Peşimizde (1971), Beş Hergele (1971, Cehenneme Hoşgeldin (1971), Kara Cellat (1971), Kanlı Öç (1972), Ölmek Var Dönmek Yok (1972), Savulun Geliyorum (1972), Üçkağıtçılar (1972), Kara Bela (1972), Şehmuz (1972), Darağacı (1972), Acı Kader (1972), Adanalı Kardeşler (1972), Casus Avcıları (1972), Dağlar Kralı (1972), İblis (1972), Ölür Müsün Öldürür Müsün (1972), Ölüm Peşimizde (1972),Son Durak Ölüm (1972), Susuz Yaz (1973), Kara Osman (1973), Zalim (1973), Topal (1973), Anasının Gözü (1974), Quei Paracul… Pi Di Jolando E Margherito (1975), Gördüğün Yerde Vur (1975), Tolga (1975) , Hamal (1976), Erkeğim (1977), Rezil 1978.

YÖNETMEN OLARAK FİLMLERİ (3 FİLM) :

Üçkağıtçılar (1972), Sütü Bozuk (1976), Erkeğim (1977)

YAPIMCI OLARAK FİLMLERİ (28 FİLM) :

İnce Cumali (1967), Balatlı Arif (1969), Çirkin Kral Affetmez (1967), Kan Su Gibi Akacak (1969), Çifte Tabancalı Kabadayı (1969), Bin Defa Ölürüm (1969), Kendi Düşen Ağlamaz (1969), Casus Kıran / Yedi Canlı Adam (1970), Canlı Hedef (1970), Çifte Yürekli (1970), Kanımın Son Damlasına Kadar (1970), Piyade Osman (1970), Yedi Belalılar (1970), Yarın Son Gündür (1971), Belanın Kralı (1971), Beş Hergele (1971),Kara Cellat (1971), Kurşun Memed (1971),İblis (1972), Susuz Yaz (1973), Topal (1973), Anasının Gözü (1974), Yankesici (1974), Tolga (1975), Hamal (1976), Sütü Bozuk (1976), Erkeğim (1977), Rezil (1978)

SENARYOLARINI YAZDIĞI FİLMLER (16 FİLM) :

Kan Su Gibi Akacak (1969), Kendi Düşen Ağlamaz (1969), Kara Bela (1972), Casus Avcıları (1972), Darağacı (1972), Ölüm Peşimizde (1972), Son Durak Ölüm (1972), Üçkağıtçılar (1972), Topal (1973), Zalim (1973), Anasının Gözü (1974), Dört Hergele (1974), Yankesici (1974), Hamal (1976), Mikrop (1976), Rezil (1978)

NOTLAR :

NOT-1 : 1964 yılında İtalya’da çizgi roman kahramanı olarak “KRİMİNAL” adı ile yaratılan iskelet kostümlü süper caninin ismi, fotoromana dönüştürüldükten sonra “KILLING” olarak değiştirilmiştir. KRİMİNAL ve KRİMİNAL II adı ile iki kez İtalyan-İspanyol ortak yapımı olarak beyazperdede canlandırılan KILLING, Fransa’da “SATANIK”, Amerika’da ise “SADISTIK” adıyla tanınmaktadır. İtalyan fotoromanlarında Killing’i canlandıran aktör “Aldo Agliata” halen Roma’da yaşamakta olup, Facebook arkadaş listemdedir.

NOT-2 : “Marvel Comics” firması tarafından yaratılan ve daha sonra “DC Comics” firmasına geçen çizgi roman karakteri Kaptan Marvel, ilk kez 1941 yılında Tom Tyler tarafından beyazperdede canlandırıldı. Kaptan Marvel, “SHAZAM” kelimesini söyleyerek kendisine verilen insanüstü güçlere kavuşuyordu. 1950 yılında Yüksel Film (Adana) tarafından ithal edilen “Kaptan Marvel’in Maceraları” isimli film ülkemizde “Şazem Dev Adam” adı ile gösterime girmişti. SHAZAM kelimesi SOLOMON (Kral Süleyman), HERCULES (Herkül), ATLAS, ZEUS, ACHILLES (Komutan Aşil) ve MERCURY kelimelerinin baş harflerinden oluşuyordu. KAPTAN MARVEL Kral Süleyman’dan “BİLGELİK”, Herkül’den “GÜÇ”, Atlas’dan “DAYANMA GÜCÜ”, Zeus’dan “YETENEK”, Aşil’den “CESARET” ve “MERTLİK”, Merkür’den ise “HIZ” özelliklerini almıştı. Bu karakter Türkiye’de 1967 yılında aktör İrfan Atasoy tarafından beyazperdeye taşındı. Her ne kadar Yönetmen Yılmaz Atadeniz biraz Kaptan Marvel, biraz Batman, biraz da Superman kostümlerinin karışımından oluşan bir kıyafet tercih etse de THE POWER OF SHAZAM’ın (Şazem’in Gücünün) ortaya çıkardığı özel kostümlü UÇAN ADAM SHAZAM karakteri, hem değerli aktör İrfan Atasoy’u Türk sinemasına kazandırdı, hem de Türk sinema tarihinde hiçbir zaman unutulmayacak bir konuma oturttu.

NOT-3 : Yunanlı ONAR Film Şirketi, kayıp olan “Kilink Uçan Adam’a Karşı” adlı filmi 2006 yılında DVD formatında piyasaya sürdü. Bu konuda rahmetli Metin Demirhan’ın kendisine aracılık ettiğini ve filmin yanık olan bölümlerinin fotoğraflar ile montajlanarak, arada geçmesi gereken konuşmaları Yılmaz Atadeniz’e seslendirttiğini öğrendim. Bu arada; röportajımın içinde 1970 yılında Uçan Adam Shazam’ın Kilink’i bir minarenin üzerinden atarak öldürdüğünü yazmıştım. O yıl 7 yaşımda ve hiç İstanbul görmemiş bir çocuk olarak ben öyle hatırlamışım. Kilink Uçan Adam’a Karşı adlı filmi izleyince gördüm ki, meğer Uçan Adam Kilink’i bir minareden değil, Galata Kulesi 'nden aşağıya atıyormuş.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Van'da hain saldırı: 6 asker şehit24 Mayıs 2016 Salı 20:49
  • Anadolu Lisesi'nden sergi23 Mayıs 2016 Pazartesi 11:32
  • Kadın hurafeler ve gerçekler19 Mayıs 2016 Perşembe 06:00
  • Cumhurbaşkanı dokunulmazlıkları referanduma götürür mü?18 Mayıs 2016 Çarşamba 15:54
  • Adana Sedat Memili’ye borçlu18 Mayıs 2016 Çarşamba 09:00
  • Kaçak tur ve rehber denetimi11 Mayıs 2016 Çarşamba 16:01
  • Adana'da elektrik kesintisi08 Mayıs 2016 Pazar 19:00
  • Akyürek'in kızı dünya evine girdi03 Mayıs 2016 Salı 11:08
  • Kadın ve yaşam sayfası02 Mayıs 2016 Pazartesi 06:00
  • Kızılay'a kan bağışı otobüsü26 Nisan 2016 Salı 16:40
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim