• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Yunus özüne sorar

30.03.2016 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Hani insan bazan kendi kendisine derin düşüncelere dalar ya, işte öyle. Yerli yersiz demeden düşünür, nerdeyse bir sonuca varırsın, eğer gönlüne göre değilse "la havlevela" çeker, derin bir nefes alır ve vaz-geçersin. Bazan içine bir doğuş olur ve bunu hayırlı görürsün, paylaşmak için sabırsızlanırsın ve yola koyulursun. Bazan da durduk yerde olmadık gediklerden geçer, tufana düşer, farklı düşüncelere dalar ve kan revan içinde kalırsın. Etrafına bakar da inşallah rüyadır-hayaldir der ve yüzünü ovuşturur, yer değiştirir ve bu girdaptan çıkmak istersin.

Bunlar düşünce eğitimi almamış bir kişinin halleridir. Bu yolda emek vermiş, eğitim almış, gördüklerini unutmadan bir bilene olduğu gibi aktarmış ve yorumunu alıp, tavsiyelerine uymuş ise, kendisinde varit olan halin ve düşüncenin mahiyetini bilir ve ona göre davranır. Adeta bir trafik memuru gibi ona yön ve yol gösterir. Gelen sinyalleri sevk ve idare eder. Bu bir ruh çağırma değildir. Bu gelmiş ilhamın tanınması ve değerlendirilmesidir. İşte bu nedenle erenlerin hayalleri rahmete ve olabilire yorumlanmıştır.

İtikâf-çille-erbain-inziva, bu hali görüp anlamak ve kontrolde tutmak içindir. Karanlıkta, ibadet ve düşünmekle meşgul olan kişi, dünyanın hay-huyundan uzaklaşmış ve düşünmekte yoğunlaşmıştır. Denek-Derviş herşeyi düşünür; kendisini, yaptıklarını, yapacaklarını, şahit olduklarını, yapamadıklarını, evini, arkadaşlarını, toplumu, Hak ile olan ilişkisini, varını, yoğunu düşünür. Bunlarla yeniden hesaplaşır ve helalleşir, yepyeni bir sayfa açar, bembeyaz (tabula raza). Olgunlaşmış bir hal ile yeniden doğmaktadır.

Bütün bunlar, mizaca, gayret ve sebata, bir de kısmete bağlıdır. Kazdan deve yumurtası beklenmez, olduğu kadar. Ham çıkan ekmek bir daha pişmez. Birkaç defa düşünme sınavına-tecridine girenler vardır. Bunlarda haller zuhur etmiştir ve her seferinde başka bir rengin olgunluğuna ermiştir.

Âdemden beri bu gelenek vardır. Toplumlar birbirlerinden etkilenmiş ve ödünç almış, sonra da sahiplenmişlerdir. Bu nedenle dervişler; zorunlu seyahate çıkarılmış, zorluklarla başetmesi beklenmiş, farklı mizaçta insanlar görerek, anlaşarak, cemaatlarına katılarak hüner edinmesi amaçlanmıştır.

Bu engin deneyimle derviş-yolcu; korkuya ve umuda kapılmakta, bazan tıkanıp bazan açılmakta, bazan gufrana ve bazan hüsrana uğramaktadır. Bazan dile gelip bülbül olmakta ve bazan kargaya yoldaş olmaktadır. Karacaoğlan gibi, gördüğü güzelin ardına düşeni ve Dadaloğlu-İnce Memed gibi "dağlar bizimdir" diyenlerle yoldaş durmaktadır. Avcıdan koşan bir ceylanı ve kafeste ötüp özgür uçan kekliği tuzağa düşüreni, oltaya takılmış balığı, zulmeden beyi ve bebeği emziren anneyi, yol süremeyen yaşlıyı görmektedir. Bunların herbiri, dervişte-seyyahta ruh fırtınası yaratmaktadır. İşte çöl rüzgârında ve fırının tavında terleyen beden içindeki yürek dağlanmakta ve kora dönerek ışımaktadır. Bunun nuru kişinin yüzüne vurmaktadır.

Bu noktada derviş-yolcu-mütefekkir artık nokta ile Elif ile Hak ile söyleşmekte, kafasına takılanlara cevap beklemektedir. Oturduğu yerde ve konuştuğu demde o, yar ile birliktedir ve onu tam görmek istemektedir.

Bu noktada Yunus soruyor: Ey Yar! Bana benden yakınsın, huyunu suyunu tam bilemiyorum, bazan güler ve bazan yüzün dönersin. Bana göre mi bu hallere girersin, yoksa bir kararda mı durmazsın? Yüzündeki bu perde, bu maske nedendir? Senin ortağın, amirin yok, ne dersen o olur, bu öfke nedendir? Defteri yazan ve sonra da azdıran Sen. Dönüp ben garibandan hesap soran, nar ile korkutan yine Sen? Yar bağışlayıcı olur, ama Sen hep korkutuyorsun. Arada müjde verir de sevindirirsin ama güven vermezsin. Senin işine aklım ermedi. Basit bir şeyden azarlar ve basit bir jest ile niyaz ve dua ile hoşnut olursun. Bikararım Yar. Sana sığındım Sana gelirim, yolumu kolay eyle Yar. Eğer ben de bir Dost isem ve "vekil" dedi isen, bana bir güç ve takat ver, gölgen üzerimde olsun, nurun yolumu aydınlatsın, sözlerim Senin sözlerinden olsun, örnek gösterdiğin sıfatlar-haller benden neşet etsin. Gözüm görmek ister, ön ve son neresidir, burası ve sonrası nasıldır? Buna akıl sır ermez ise önüme koyduğun serap nedir?

Mecnun gibi düşerim ardına da görmedim Leyla nedir, nerdedir? Biri çıktı önüme, dedi ki; "Ey Kays arama boşuna Leyla benim ve senin yanındayım". Mecnun cevapladı: "Ben seni değil, gönlümdeki Leyla'yı arıyor ve istiyorum".

İşte burda Yunus, Hızır olup yetişti ve söze durdu:

 

Yunus bu göz anı görmez, görenler hot haber vermez

Bu menzile ho akıl ermez, bu kovduğun serap nedir

 

Bu bir vecd-sekr halidir, bunu bilen, buna kanan gelsin, can verip sır bekleyen, kadrini bilen gelsin. Bu aşk meydanıdır, serini koyan gelsin. "Ben"den geçip "biz" olan gelsin. Kıyl-u kaldan, yalan ve dolandan geçip, Hak kelamın anlayan ve söyleyen gelsin. Yaşamayı eşit ve adil bir ortama döndüren gelsin. Savaşa değil de, barışa ve bağışa teşne olan, hazne olan gelsin. Senlik-benlik etmeden ve doğru söyleyip, gerçeği ketim etmeden, yanlışa direnen gelsin. Kula değil de Hakka teslim olanlar gelsin. Dünya malına tamah etmeyen, şehvet ardında koşmayan, aklı rehber alan gelsin. Hal ve söz çalmadan içi-dışı bir olan gelsin. Yunus der, bu hali çetin görmeyen gelsin. Ham şöyle dursun da, pişenler gelsin.

Yunus bu dil ile söyledi ve bakalım sözü nice bağladı:

Yunus Emre anı görmüş, eline bir divan almış

Âlimler okuyamamış, bu mânadan duyan gelsin

 

"Yunusun Divanını âlimler okuyamamış", ne demektir? Yazı aynı, ama mana derin. Bunun bir kapısı var, ama her adam görmez. İnsanlar bakıyor, okuyor ama anlamıyor. Çevremizde nice hafızlar, tecvit ile okuyor, ciğer yakıyor. Ama ne diyor bilmiyor. Yunus bunlara sitem ediyor. Kara-dan okumak başka, ak-dan okumak başkadır. Gönül gözüyle okuyup yorumlamazsa, sözün künhüne varamaz, lezzetine, hikmetine eremez. Bu nedenle gönül gözleri açık olanlar okumalıdır, diyor.

Ne diyelim, her kulun derecesi zahmetine ve rahmete göredir. Hak bir gönül vermiş, ha demeden hayran olur. Her yer meydan ve gönüllere seyran olur.

*

Yunus yanlışa da işaret eder. Bununla kalmaz nasihat da eder: Sözü dolandırmadan söylemeli, yumuşak ve açık söylemeli. Sözün kıymetini bilmeli ve ucuz satmamalı. Sözü bilene vermeli. Dinleyene göre söylemeli. Gereğinde dinleyeni yoklamalı. Söz başka, türkü başkadır. Türküdeki söz sedaya va makama tabidir, bir hali yaratmakla görevli, hizmetlidir. Ama divanın sözü ağırdır, bir güldür, bir toptur, hedefini bulmalı.

Söz ve hal eğitimi, bir sistem içindedir ve kademelidir. Bakarsın herkes yürürken birisi uçup gelmiştir. Mürşit bunu görür. Kalıcı ise ilgilenir, uçan-kaçan ise bir kısmet verir ve uçurur. Yok, hünerle gelip konmuş ise onu görevlendirir.

Her işin bir yolu-yordamı ve bir üstadı vardır. Bunları icra ilkelerinin tamamına erkân denir. Dört istikamete ve dört unsura, dört kitaba nazire olarak bunlara Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat denilmiştir. Bunlar bir ürünün gıda olmasına, bir gemiye, üzümün şerbet ezilmesine ve yemiş yapılmasına, ceviz ve bademe, buğdayın ekmek yapılmasına benzetilmiştir. Bu benzetmeler kolay anlaşılması içindir.

Her dönemin kendi kuralları ve özellikleri vardır. Beden-ahlak temizliği yanında, gönül zenginliği ve söz hüneri de istenmektedir. Bilgisiz hiç olmaz. Akıl-muhakeme-idrak-tahmin olmadan olamaz. Gönül yanmasa, dalgalanıp coşmasa, dost-dost deyip inlemese hiç olmaz. Sabır ve sadakat her şeyin başında gelir. Yalanına yer yoktur, cehalete tahammül yoktur.

Kişi kendisinden sorumludur, beden ona emanettir, onu korumak zorundadır.

Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır

Cümle yaradılmışa, bir göz ile bakmayan

Şer'in evliyasıysa hakikatte âsidir

 

Bu dört kapının renkleri ve nişanları, halleri farklıdır. Kimi gece-gündüz alnını secdeye koyar ve alnı nasırlaşır ama gönlünün harareti yükselmez, geç ısınır Zahit.

Kimi iyi-güzel-hayırlı işlerin ardına düşmüştür. Varlıklıdır, malıyla hayır yapmaktadır. Halk onu tanır ve saygı gösterir. Bunun bireysel bir özelliği yoktur. Kesesi öndedir. Gönül zenginliği vardır ama aşkı bilmez.

Kişi vardır melâmetidir, nefsini küçük düşürerek eğitmek ve kumanda etmek ister. Bunlar şettaridir. Hafif meşrep durur, işret içine düşer. Adeta çocuk gibi ateşe düşer. Can havliyle konuşur ve dile düşer. Aşk ve cezbe içinde halden hala düşer. Sonra tufandan kurtulup sahile çıkar, döner de deryayı izler-gözler. Artık yorgundur, dolgundur ve söyler. Hak ve hakikati gözler.

Biz talib-ilmiz, aşk kitabın okuruz

Çalap müderris bize, aşk hot medresesidir

Bu aşk deryasında Yunus, canı yağmaya, altınları sarrafa, madenleri yağmaya vermiştir. Yani terki hayat, terki dünya etmiştir. Öyle bir bezirgân ki kardan-zarardan geçmiş varını dağıtmıştır. Bu yolda küfür-iman yok imiş, bunu anlamıştır. Sen-ben olunca ikilik olmuştur. Bundan kurtulmak için "beni" yağmaya vermiştir. Kim ne derse desin biz zamanı geçtik O'na vardık, Tek olduk Bire ulaştık. Kim ne derse desin biz gerçek söyledik.

Bu gerçeklerin demi-devranına Allah Eyvallah…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim