Zannetmeyin Türkler savaşla yıkılır

DEVLETİ YIKMA SANATI
ZANNETMEYİN TÜRKLER SAVAŞLA YIKILIR
ÖNCE AHLAKI ÇÜRÜTÜN
BORÇLA KÖLELEŞTİRİN
YAPILACAK İŞ HİSSETTİRMEDEN TAHRİBAT
Devletin yıkılış nedenlerinin dokuzuncusu, İslam dininin gerçek inançlarından saptırılarak yanlış algılanıp / algılatıp uygulanması: Özellikle X. yy’dan sonra Müslüman olan Türk devletlerinin yıkılışının en etkin nedenlerinden biridir. İslamiyet bir devletin yıkılış nedeni değildir. İslamiyet adı altında toplumun çimentosu sayılan değerlerin yok edilmesi bir devleti yıkar.
Önemli not: (Burada Halk olarak kullandığım Türk Milleti, Türk Devleti, Türk gibi kavramları Irk temelli değil, Kültür temelli olarak ifade etmekteyim. Kesinlikle bir ırka mensibiyeti değil, bir kültürel birliğe mensubiyet olarak ifade etmekteyim.)
Bir devlet nasıl ayakta kalır veya nasıl yıkılır? Bunun Türk Devletleri’nde sayısız örnekler vardır. Ancak bu gün bir ihanet ve bir sosyolojik saptamayı konu alacağım.
Varlığını ve varlığını sürdürmesini tarih boyunca Türk Devleti’ne borçlu olan Fener Rum Patrikhanesi’nin ihanetini örnek vereceğim.
Takvimler, 1820-1821 yıllarını gösterdiğinde, ileride Osmanlı Devleti’nin de yıkılışına neden olacak Milliyetçilik akımının etkisiyle Rumlar, Mora Yarımada’sında bir isyan çıkarırlar.
Padişah 2. Mahmud’tur ve bu isyana kimlerin neden olduğunu anlamak için Sadrazam Benderli Ali Paşa’yı görevlendirir. Araştırma kapsamında Patrik 5. Gregorius’un evine baskın yapılır ve bu baskında Patrik’in Rus Çarı Alexandra’ya yazdığı bir mektup ortaya çıkar.
Mektup öyle konular içermektedir ki sanki bu günleri anlatmaktadır.

SAHTE DİN ADAMLARI YETİŞTİRİN
Önce o mektubu okuyalım:
‘Çar Cenapları, siz Türk milletini yok etmenin yegâne çaresi harptir zannediyorsunuz. Bu görüşünüz yanlıştır. Onları tesadüfen hazırlıksız bir zamanında yakalayıp mağlup etseniz dahi bunla Türk milleti yok olmaz. Oturup düşünürler, hatalarını giderir eksiklerini kapatırlar. Yani her ne hataları varsa düzeltirler ve yine karşınıza çıkarlar.
Ve siz şunu bilmiyorsunuz ki bunların kuvveti ve kudretleri askerlerinin çokluğundan veya silahlarının çokluğundan değil. Bunların kuvveti ve kudretleri imanlarından doğuyor. İslam’ın kıyamete kadar baki olacağına inançlarından doğuyor. Yalan, riya, rüşvet gibi kötülükleri bilmeyerek mücessem bir ahlaka sahip olmalarından doğuyor. Onlar İslam’ın kıyamete kadar baki olacağına inandıkları için İslam’ı temsil eden kendilerinin de mağlup olmayacağına inanarak rahatça savaşıyorlar. Eninde sonunda gerekli tedbirleri alıp, karşınıza çıkarlar ve sizi yine mağlup ederleri.
Onları yok etmenin yegane çaresi şudur, uzun vadeli çalışarak bunların imanlarını sarsın. Büyüklerine itaatsiz edin, fuhuş ve rüşveti aşılayın. Bunların kan kardeşliğinden ileri saydıkları din kardeşliğini zaafa uğratmanız lazım gelir.
Bu nasıl yapılacak derseniz bunun gayet kolay bir yolu vardır. Türkler, sonradan Müslüman olanları doğuştan Müslüman olanlara nazaran çok severler ve bağırlarına basarlar. Bunların aralarına yalandan din değiştiren adamlar sokunuz. Bunlar bir müddet onlardan görünerek yüksek mevkilere gelsinler. Bunlar kelimeyi şahadet getirenler arasında ırk farkı gözetmezler. Onlara en yüksek mevkileri verirler (*)Aralara giren ajanlar, bir kere imanı ve ahlakı zaafa uğrattığı zaman bir kere yenerseniz çürük ağaç gibi kırılırlar ve yeniden büyüyemezler. Ama siz bunları ahlakı sağlamken yenerseniz sağlam ağaç budaması gibi olur ve yeniden o ağaç büyür.‘

Şimdi mektubun burasında duralım:
İslam’a saygıları sonsuz olan Türkleri yenmenin yolunun bu inancı zayıflatmaktan geçtiğini tespit etmiş. Ne ilginç değil mi?
Almanya’da 70 Bin Sağlık Kurumu ve sadece 8 Bin kilise var;
Fransa’da 60 Bin Sağlık Kurumu ve 9 Bin Kilise var…
Türkiye’de ise yaklaşın 10 Bin sağlık kurumu ve 85 Bin Cami var…
Anlaşılıyor ki kabahat İslamiyet’in ve İslami inançların değil, İslam inançlarını öğretecek olanların cahillikleri ve inançların yaşama geçmeyişi…
Aman hoplamayın; İnançların yaşama geçmesi ne demek. Sadece ve Sade 632 yılında hazreti Peygamber’in Veda Hutbesi’nde insanlığa duyurduğu ilkelere sadık kalınsaydı asla bu çürüme gerçekleşmezdi.
BORÇLANDIRIP ONURLARINI KIRIN
Şahsım olarak söylüyorum, bu denli çürüme ve bozulmaya neden olanların gerçekten Müslüman olduklarına ben inanmıyorum.
İmanın çokluğu cami sayısı ile değil, ilkelerine saygı duymakla anlaşılır.
“Büyüklere itaati yok edin, fuhuş ve rüşveti yaygınlaştırın.” Böyle diyor patrik, bakıyorsunuz, her türlü hırsızlık, yolsuzluk, hak yeme neredeyse normal hale geldi. Devlet büyüklerine saygı, çıkar ilişkileri temelinde oluşmaya başladı. İkiyüzlülük aldı başını gitti. Başta dediğimiz gibi toplumu bir arada yaşatan çimento çürütüldü.
Şimdi Patrik’in mektubuna devam edelim:
” Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak; mümkün değildir. Çünkü: Türkler; çok sabırlı ve dayanıklı insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefis (onur) sahibidirler. Bu özellikleri; dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, geleneklerinin kuvvetinden, padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine itaat duygularından gelir.
Türkler: zekidirler. Kendilerini; doğru yola sevk edecek liderleri olduğunda da daha da çalışkandırlar. Gayet; kanaatkardırlar. Onların bütün meziyetleri: hatta kahramanlık ve bağlılık duyguları; geleneklerine olan bağlılıklarından ve ahlaklarının kuvvetinden gelir.
Türkleri yıkmak için: önce bağlılık duygularını kırmak ve manevi bağlarını parçalamak gerekir. Bunun da, en kısa yolu: milli ve manevi değerlerine uymayan, yabancı fikir ve davranışlara, onları alıştırmaktır.
Türkler; dış yardım kabul etmezler. Haysiyet duyguları, buna engeldir. Eğer; geçici bir süre görünürde kuvvet ve kudretleri varsa da; Türk’ler mutlaka dış yardıma alıştırılmalıdırlar.
Maneviyatları sarsıldığı gün; Türkleri kendilerinden şeklen çok kuvvetli, kalabalık ve güçlü kuvvetler önünde zafere götüren; asıl kudretleri sarsılacak ve o zaman Türkleri yıkmak, mümkün olabilecektir.
Bu nedenle; Osmanlı Devletini yıkmak için, yalnızca savaş meydanlarındaki zaferler yeterli değildir. Ve hatta yalnızca bu yolda yürümek, Türkler ’in gerçekleri anlamalarına neden olabilir.
Yapılacak iş; Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribatı tamamlamaktır. ”
İşte size bu günün fotoğrafı…
Fener Rum Patriği V. Gregorius bu mektubu yazdığı ve düşmanla işbirliği yapıp halkı isyana teşvik ettiği için idama mahkum edilir ve Patrikhanenin kapısı önünde 21 Nisan 1821 günü asılır.
KİN KAPISI
Rumlar, “Kin Kapısı” adını verdikleri Patrikliğin bu kapısını kapatır ve aynı değerde bir Türk yetkilisinin idam edilmesine kadar bu kapının kapalı tutulmasına ant içerler.
Bundan haberdar olan Türk yetkililer kapının aşıldığı sokağa “Sadrazam Ali Paşa” sokağı adı vererek misilleme yaparlar.
Sözü fazla uzatmaya gerek yok:
Türkler, Müslümanlığı kabul etmeden önce köle olarak bulundukları Abbasi Devleti’nde güçleri, cesaretleri, dürüstlükleri ile ün yapmışlardır. Ancak bu dönemde kendilerine “Memluk” denmekteydi. Arapçada Memluk; köle anlamında kullanılan bir sözcüktü.)
Abbasi toplumunda paralı asker veya memluk (köle) olarak görev verilen, çalıştırılan Türkler’in yerel halk ile karışmaları yasaktı. Evlenecekleri kadın bile yöneticiler tarafından satın alınan Türk kadınlarından oluşmaktaydı.
İşte burada karşımıza sosyolojik bir olgu olarak, Türklerin bir karakteri ortaya çıktı. “Bu nokta çok önemlidir; çünkü kadının ata geleneklerine bağlı olması genel bir yasa ve kadının toplumunun ancak yarım bir üyesi olması, yani ancak basit bir Kur’an bilgisine sahip bulunması, toplumsal ve dinsel yaşama katılımınsa az olması son derece İslami bir olguydu. İslam toplumlarında yani ümmet içinde doğan çocuklar üzerindeki etkisi, bu çocukların geçmişlerini inkar etme eğilimleri göz önüne alındığında, bu inkarı durdurur niteliktedir. Türk anne bir İslam coğrafyasına yaşamasına karşılık çocuklarını kendi örf ve adetlerine göre yetiştiriyordu.
Anlayacağımız, anne, çocuğun aslından kopmasını önleyecek şekilde büyütmüş olmasıdır. Çocuk, köle olarak, kendi yurdundan uzak bir coğrafyada doğmuş olsa bile anne tarafından ata gelenek ve göreneklerine uygun şekilde yetiştirilmektedir. Bu asimilasyona karşı dirençtir. Nitekim Roux şunu tespit etmiştir: “Oysa en başta Cahiz olmak üzere Müslüman yazarlar, Türklerin cesaret ve sadeliğinin yanı sıra doğdukları ülkeye bağlılıklarını da överler. Von Grünebaum’un dediği gibi, “şiddetleri heyecan veriyordu”. “ama ondan çok heyecan veren şey, asimilasyona karşı dirençleriydi; doğdukları ülkeye bağlılıkları basit bir nostalji olarak görülemez, aksine son derece ürkütücü sonuçlar içerir. Çünkü Türkler için, İslamiyet’in kalbine yerleşmiş olsalar da, topluluğun birbirine bağlılığı, Müslüman cemaate aidiyetten önce geliyordu.” (**)
Toplumun birbirine bağlılığı ve bir arada kardeşçe yaşama isteği, bütün inançların üzerindedir. İşte Türk Toplumun en değerli çimentosu budur ve bu çimentonun bileşenleri ile oynanmaktadır.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












