Zübeyde Hanım filmi Adana'da çekilecek

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın hayatı, Kürt kökenli Gani Rüzgar Şavata’nın yönetmenliğinde sinema filmine konu oluyor. Çekimler, şubat ayında Adana’da başlayacak. Bu yapım için 4 milyon dolarlık bütçe oluşturduklarını belirten Şavata, Zübeyde Hanım’ı canlandıracak oyuncuyu da Adana halkının belirleyeceğini söyledi.
Adana Medya’yı ziyaret ederek duyanları heyecanlandıran proje hakkında bilgi veren Şavata, “Zübeyde hanım, ulvi bir kadın ve hepimizin annesidir. Kürt kökenli olarak ben sahip çıkıyorsam, Türk kökenlilerin de hayli hayli sahip çıkması gerekiyor” şeklinde konuştu. Şavata, elde edilecek gelirden tek kuruş almayıp Zübeyde Hanım Vakfı açacaklarını dile getirdi.
Şavata, Adana’da Zübeyde Hanım’ın hayatını çekecek
ADANA MEDYA – Kürt kökenli ünlü Yönetmen Gani Rüzgar Şavata, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın hayatını film yapıyor. “Kürtler ve Türkler etle kemik gibidir” diye konuşan Şavata, filmin çekimlerini Şubat ayında Adana’dan başlatacağını duyurdu. Adana Medya’yı ziyaret ederek yeni projesi hakkında İmtiyaz Sahibimiz Taner Talaş’a, Genel Yayın Yönetmenimiz Doğan Gülbasar’a ve Haber Müdürümüz Yener Ekinci’ye bilgi veren Şavata, 4 milyon dolar bütçeli yapımda, Zübeyde hanım ve o tarihle ilgili Genel Kurmay Başkanlığı’ndan temin edilen gün yüzüne çıkmamış arşivlerden faydalanacaklarını söyledi. Oyuncu kadrosunu netleştirme aşamasında bulunduklarını dile getiren Şavata, Zübeyde Hanım’ı kimin oynayacağını da halkın belirleyeceğini belirtti. Şavata, şunları kaydetti; “Zübeyde Ana film projemizin içeriğini, hiç bir siyasi düşünce gözetmeksizin bütün siyasetçi ve önemli kadınlarımıza, Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’a, Başbakanımız Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu’na, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun eşi Sevim Kılıçdaroğlu’na, TBMM`deki bütün kadın bakanlarımıza ve milletvekillerimize gönderdik. Tamamı destekliyor. Zübeyde Ana`yı oynayacak oyuncuyu da halkımızın seçmesini istiyoruz. Siyasetçisinden, ev hanımına, polisinden, fabrika işçisine, avukatından, iş kadınına, başta Adanalılar olmak üzere; zubeydeana@yahoo.com e posta adresinden bize ulaşabilir, düşüncelerini paylaşabilirler. Kadının olduğu her yerde barış vardır. İnanıyoruz ki; Zübeyde Ana`da filmiyle ihtiyacımız olduğu barışa çok büyük katkı sunacaktır. Hülya Koçyiğit, Zühal Olcay, Hülya Avşar, Nurgül Yeşilçay, Bergüzel Korel, Beren Saat, Tuğba Büyüküstün, Hadise ve Zara oyuncu adaylarımız arasında. Görüşme halinde olduğumuz bu oyuncularımızdan birisini halkın seçmesini istiyoruz.”
SON ZAMANLARDA ERBİL’DE FAALİYETLERİNİZ OLDU. BİRAZ BUNDAN BAHSEDERMİSİNİZ?
Erbil’deki AVM’lerde sinemalarım var. Ayrıca bu sene Erbil İnternational Film Fesitivali’ni ben organize ettim. Juri Başkanı Kadir İnanır’dı. Türkiye’den onlarca sanatçı geldi. Altın Portakal ve Altın Koza’yı aratmayacak bir festival oldu. Hatta Yılmaz Güney Onur Ödülü’nü Fatoş Güney’in elinden Nuri Bilge Ceylan’a verdik. 100’e yakın film yarıştı. 250’de kısa film vardı. Genelde İranlılar, parsayı götürdü. En fazla ödülü onlar aldı.
İRANLILAR, SİNEMAYA TÜRKLER’DEN DAHA MI ÇOK ÖNEM VERİYOR?
İran İslam Cumhuriyeti, şu anda sinemaya büyük özen gösteriyor. Onların yönetmenlerini ve oyuncularını gördüğüm zaman afalladım. Ben ahlakı, edebi ve terbiyeyi gördüm onlarda. Kökü var, tarihi var. İran’ın coğrafyası, kültürü, yaşamı ve kadın haklarıyla beraber o kadın sanatçılardaki terbiyeyi Türkiye’deki sanatçılarda görmedim. Ne yazık ki İran sineması Türkiye’deki sinemalara girmiyor. Türkiye’deki sinemaya egemen olan işletmeler İran filmlerine yer vermiyor. Bence İran sineması dünyada hakimiyetini sürdürüyor. Çoğu festivallerde başarılı sonuçlar alıyorlar. Kendilerini anlatıyor ve anlatmasını biliyorlar. Sinema, sanatın cumhuru. Sinema üstüne bir sanat dalı yok. Bugün dünya ülkeleri kendini sinema ile pazarlıyor. Türkiye’de sinema ise iyi bir yerde. Gidişat iyi ama bir yozlaşma ve ahlak çöküntüsü var. Tarihini yok ediyor. Türkiye’yi dışarıya iyi empoze etmiyor. Bunun yanı sıra bağımsız sinemacılar, Türkiye sinemasının faal olmasını istiyor. Türkiye’de çeşitlerine bakacak olursak. Pazar filmleri vardır. Bunlar ahlaki değerlerden yoksun yapımlardır. Gençleri sinemaya çeker, parayı toplar. Hiçbir şey vermez, vermediği gibi de çok şey alır. Bazı filmler vardır. Orta hallidir ve Türkiye’yi anlatır. İnsancıl, ahlaki değeri vardır. Bazıları, 12 Eylül cuntasını ve ezilmişliği anlatır. Bizim sansüre uğradığımız, özgür sinemalar vardır. Ki bizler hür grup olarak adlandırılırız. Diğer taraftan Nuri Bilgi Ceylan gibi dünya pazarında görücüye çıkan ve ödül alan film yapımları vardır. Bunlar insanlarla fazla buluşmayan filmlerdir.
ALTIN KOZA FİLM FESTİVALİ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Türkiye’nin sinema kapılarından biri Adana’dır. Altın Koza, bence Antalya Altın Portakal’dan daha öncüdür. Çünkü, Adana’daki festival halk festivalidir. Fakat Altın Koza’nın kabuk değiştirmesi gerekiyor. Belediye Başkanı buna ehemmiyet vermeli. Altın Koza yönetiminde yer alan bazı uç zihniyetler var. Bunların bertaraf edilmesi lazım. Festival o zaman dünyaya açılır.
ZÜBEYDE HANIM’IN FİLMİNİ YAPMA FİKRİ SİZDE NASIL OLUŞTU?
Hep kadın haklarını anlatan, kadının öncü olduğunu bilen, islam inancımız gereği de kadının ulvi olduğunu vurgulayan bir sinemacıyım. Kadın-erkek eşitliğin kabul etmiyorum. Kadını erkekten daha öncü kılıyorum. Çünkü kadın anadır. Cennet anaların ayakları altındadır. 2009 yılında ben bir projeyle yola çıktım. Zübeyde Hanım’ın senaryosunu Adana kökenli Serpil Öztürk ile tamamladık. Ancak maddi imkansızlıklardan dolayı askıya almak zorunda kaldık. İzmir’den bir iş kadını destek olacağını söyledi. 4 milyon dolar bir bütçe ayarlandı. Zübeyde hanım, ulvi bir kadın. Hepimizin annesi. Kürt kökenli olarak ben sahip çıkıyorsam, Türk kökenlilerin de hayli hayli sahip çıkması gerekiyor. Zaman zaman Atatürk filmleri yapıldı. “Cumhuriyet”, “Veda” ve “Mustafa” gibi. Halen yapılıyor. Sürekli yapılmasının nedeni ise gerçeğini anlatamadıklarından kaynaklanıyor. Kimi sansüre uğramak istemedi, kimi toplumsal değil bireysel davrandı. Onun için hiç biri Atatürk’ü anlatamadı. Ama biz, Türk sinemasında Zübeyde Hanım filmini ilk ve son olarak yapacağız. Çünkü bu kadını gerçek kimliğiyle korkmadan, cesurca vereceğiz. Her şeyini anlatacağız. Makedonya, Selanik, İzmir, Ankara, İstanbul ve Adana’da çekimler olacak. Adana’da büyük bir plato kuracağım. Özellikle kış aylarında Adana’nın iklimi sinemaya çok elverişli. Kamera açısından burada güneş ışınlarının kırılması çok az oluyor. Hem ondan yararlanacağız, hem zamandan yararlanacağız. Türkiye’de 4 mevsim yaşanmakta. Kameraya en yatkın bölge Adana. Kurtuluş Savaşı’ndan sahneler olacak. Savaş sahnelerini burada çekeceğiz.
ZÜBEYDE HANIM’I KİM CANLANDIRACAK?
Zübeyde Hanım’ı oynayacak oyuncu şu an belli değil. 10 star sanatçı üzerinde anket yapıldı. Hülya Avşar, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik gibi. Bunu halk seçecek. İzmir’de yapılan anketin sonuçlarını değerlendireceğiz. Adana’da da anketimiz olacak. Zübeyde Hanım’ı 3 dönem canlandıracağız. Gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemi olarak. Bu nedenle gençlik dönemini, tiyatro kökenli gelecek vaad eden genç bir oyuncunun canlandırmasını planlıyoruz.
BELKİ ERKEN AMA NE KADAR HASILAT BEKLİYORSUNUZ?
Zübeyde Hanım filmine daha çok kadınların sahip çıkması lazım. Kadın bakanlarla, kadın milletvekilleriyle, kadın belediye başkanlarıyla yola çıkılması gerekiyor. Cumhurbaşkanın hanımı Sayın Emine Erdoğan başta olmak üzere başbakanın hanımı, diğer siyasi parti liderlerinin hanımları, bize şu an destek vermekteler. Biliyorsunuz çocuk esirgeme kurumlarında yaşı 18’e gelen çocuklar serbest bırakılıyor. Biz filmin gelirlerinden elde edilen parayla Zübeyde Hanım Vakfı’nı kurarak 18 yaşını geçmiş öksüzlerin barınacağı bir yuva inşa etmek istiyoruz. Ben dahil bütün ekipteki arkadaşlar gelirden bir lira dahi almayacaklar.
FİLMİN SENARYOSU NEYE DAYANARAK HAZIRLANDI?
Şubat ayının sonlarına doğru çekimleri Adana’dan başlatacağız. En az 300 kişilik bir gurupla geleceğiz. Erzurum, Uşak, Malatya ve Manisa cirit ekibinin atları gelecek. Latife Hanım’dan, Enver Paşa’ya, son padişah Vahdettin ve Ali Rıza Efendi’ye kadar bir çok canlandırma yapılacak. Zübeyde hanımın çok dramatik bir yapısı var. Çok acı çekmiş. Hatim indiren bir kadın. Genel Kurmay Başkanlığı’ndan da arşivlerden faydalanmak için bazı taleplerde bulunduk. Gün yüzüne çıkmamış çok güzel dokümanlar geldi. Senaryoyu buna dayanarak hazırladık.
SANATINIZI İCRA EDERKEN HİÇ AYRIMCILIKLA KARŞILAŞTINIZ MI?
Ben Kürt anadan, Kürt babadan doğan biriyim. Elhamdülillah Müslümanım ve kürdüm. Sonra da Türk’üm diyorum. Keşke Türk kökenliyim diyen de benim kadar Türk olsa. Bunu hep söylüyorum. Rejim cuntası, hep Kürtlerle Türkleri et ve tırnak gördü. Biz Kürtler bunu kabul etmiyoruz. Biz diyoruz ki etle kemiğiz. Bu manikür, pedikür işini bırakalım.
BELKİ DE FİLMLERİ EN ÇOK YASAKLANAN YÖNETMEN SİZSİNİZ. NEDEN BÖYLE OLUYOR?
Son projemiz çok büyük bir proje. Teknolojinin nimetlerinden faydalanacağız. Fazla animasyon yapmadan bütün sahneler doğal, gerçek olacak. Gerçek silahlar, gerçek mermiler kullanacağız. Benim filmlerime yıllarca sansür uygulandı. 2007 yılına kadar bana pasaport verilmedi. Eh son çektiğim Saddam’ın Askerleri filmi yasaklandı. Irak Kürdistan Hükümeti’ne götürdüm. Oradan dünya pazarına girdi. Festivallerden ödüller aldı. Türkiye’yi seversen, bayrağını seversen, ülkeni seversen, birlik ve beraberliğe değinirsen mutlaka sansür vardır. Ne yazık ki bu böyledir. Sinemamız Amerika’nın egemenliğindedir.
SİNEMA ANLAYIŞINIZIN YILMAZ GÜNEY’E BENZETİLMESİNİ NASIL YORUMLUYORSUNUZ?
Son zamanlarda, paranın gücüyle, basında kimileri, birilerini Yılmaz Güney yapmaya başladı. Yılmaz Güney olmak, Ahmet Kaya olmak, Deniz Gezmiş olmak, Pir Sultan Abdal olmak, Mevlana olmak öyle kolay mı? Herkes kendi kimliğiyle bir yere gelmeli. Kimsenin, kimsenin yerinde gözü olmamalı diye düşünüyorum. Ben Gani Rüzgar Şavata’yım… Benim sinemam, gittiğim yol budur. Bunu daha önce Yılmaz Güney yapmış ama ben Yılmaz Güney değilim. Ben sadece onun çizdiği yolda sinema yapan biriyim… Bu halk bunları yemez. Bu halk sadece gider izler. Bizim halk masumdur, saftır… Çabuk kandırırsınız ama gerçekleri kısa zamanda görür… İş işten geçer mi geçmez mi bilinmez ama hak bir şekilde yerini bulur. Dün Ahmet Kaya’ları yuhalayanlar, yurt dışına sürgüne gönderenler şimdi onların tahtlarına göz dikmiş durumdalar… Buna kurdun kuzunun postuna bürünmesi denir. Dünya dönüyor ama bazıları dönemeyecek… Paranın gücüyle, timsahın gözyaşlarıyla halkı nereye kadar kandıracaklar? Bu halk gerçek tokadı kime vuracağını bilir. Biz de filmimizde bu tokadı atıyoruz. Emperyalizme karşı sinemamızı var etmeye devam edeceğiz… Biz paranın gücüyle film yapmadık, biz cesaretin gücüyle film yaptık. Sansür olacağını bile bile çektik. Bizi tarih yargılasın. Ya beraat ederiz, ya da suçumuzu kabulleniriz. Gerçekleri anlatmak suç ise, ben suçuma razıyım. Ben sinemacıyım, benim duruşum da bu, inancım da bu. Kimse benim rakibim değil. Benim rakibimim yine kendim. Yaptığım işlerin sevabı da bana günahı da bana… Benim kimseyi hedef almak, rencide etmek gibi bir derdim yok. Halkıma gerçekleri söylemekte sorumlu hissediyorum kendimi.
DAHA İLK FİLMİNDE GÖRÜŞ VE DURUŞLARINI ORTAYA KOYAN GENÇ YÖNETMENLER İÇİN NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Bu çocukların alınları açık, yolları da güzel, inşallah paranın esiri olmazlar. Hak ettikleri seyirciyi de, değeri de bulurlar. Gerçekleri anlatmayı sürdürdükleri ve kimsenin tekeline girmedikleri sürece çok başarılı olacaklarına inanıyorum. Ben de canı-ı gönülden destekliyorum. Bir de evrensel düşünmek lazım sinemayı. Siz nerde durursanız durun güneş ışığını alırsınız. Bir de sinema çok pahalı bir sektör. Paranın bilinçli harcanması gerekiyor. Halk sinemasını bilmeli, oyuncusunu tanımalı… Reklam parasıyla bir film daha yapılır. Birileri bilboardlara, televizyonlara, her yere reklam veriyor. Ön tarafta rötuş var arkası karanlık. İnsanlar da buna kanıp gidiyor. Diğer tarafta emeğin sineması var. Onlara, her şeyden önce halkın sahip çıkması gerekiyor.
GANİ RÜZGAR ŞAVATA KİMDİR?
Türkiye’nin köklü aşiretlerinden Drejan Aşiretine mensup olan Gani Rüzgar Şavata , 1960 yılında Malatya’da dünyaya geldi. Kendi ifadesine göre Şavata kürtçe büyük yangın demektir . Babası Tahir ve annesi Asan Kurmanç-Kürt’tür. Malatya da yetişmiş büyümüştür ve daha sonraki yıllarında da Malatya‘yı unutmamış ve Malatya birçok sinema filmine konu olmuştur. Malatya’da uzun bir süre şehrin en itibarlı kültür merkezi olan Sabancı Kültür Sitesi`nde tiyatro yönetmeni ve oyuncusu olarak çalışmıştır. Yazıp, yönetip ve başrolünde rol aldığı eserlerini Malatya ile sınırlamamış, ekibiyle birlikte yurdun dört bir tarafına tiyatro oyunlarını sergilemek için turnelere çıkmıştır. Kurban ,Halepçe Katliamı, Yaşam İzleri, İlahi Kılıç, İlahi Adalet , Çirkef , İşte Filistin, İşte Bosna Hersek, Töre ve Pranga başlıca tiyatro oyunları arasında bulunur . 1992 yılında, küçük yaşlardan beri tutkunu olduğu sinemaya geçiş yapmak için çok sevdiği Malatya’dan fırsatlar şehri İstanbul’a yerleşmişti .
SİNEMA HAYATI
Gani Rüzgar Şavata, 1993 yılında Dönüş adlı filmle sinemaya adım atmıştır. Çok geçmeden varlığını bugün de sürdüren 7. Sanat Sinema adlı film yapım şirketini kurmaya karar verir. Yönetmenliğini üstlenip başrolünde oynadığı Suriye-Türkiye sınırında yaşanan olayları konu alan Sınır (1999) adlı filmiyle geniş kitleler tarafından benimsenmiş, ancak filmin içeriğinde yasadışı terör örgütü lehine propaganda yaptığı iddiasıyla Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanmıştır. Bu iddiaları kabul etmeyen Şavata, hiçbir terör örgütüyle ilgisi olmadığını, hakkındaki suçlamaların asılsız olduğunu, ezilen her halkın acısını hayatı boyunca yüreğinde hissettiğini, hatta bu yüzden oğlunun ismini 17 yıl öncesinden Arafat koyduğunu soruşturmayı yürüten DGM Savcısı Selahaddin Demir’e bildirmiştir. Uğradığı yasak ve sansürlere rağmen çizgisinden ödün vermeden sanat hayatına devam eden Kürt asıllı yönetmen, Sınır filmiyle Antalya Altın Portakal Film Festivali`nde En İyi Film ödülünü almıştır. Hemen akabinde 2002 yılında, Kanal 7 ekranlarında start verdiği Dumanlı Yol adlı diziyle üç sene süren büyük başarı elde etmiştir. Başlıca rol aldığı diziler arasında Dumanlı Yol`un yanı sıra; Ebru Akel ile başrollerini paylaştığı yapımcılığını Berhan Şimsek’in üstlendiği Keje; Senay Akay ve Caner Cindoruk ile Atv ekranlarında gösterilen, yönetmenliğini üstlenip başrolünde oynadığı Kara Güneş; Sevda Yolları, Komşular ve Böyle mi olacaktı? ilk akla gelenlerdir. Önemli filmleri arasında Tuğba Özay ile başrollerini paylaştığı ve yönetmenliğini üstlendiği 2008 yapımı Saddam’ın Askerleri ; Türk Sinemasının usta yönetmenlerinden Orhan Oğuz`un yönetmenliğini üstlendiği Aura; Avşa Film Festivali’nde En İyi Üçüncü Film seçilen Sınır ,Tahran film festivali onur ödülü alan Doz, Karanlığın İçinden, Dönüş , Kardakiler , Mezar Kurtları , Beyaz Cehennem , Ozanlar Yaylası, Taşkent Film Festivali’nde Onur Ödülü’ne layık görülen Drejan, Dumanlı Yol , Karlar Eriyince, Tutku Suçları, Ölümün Ağzı , Gülün bittiği yer (Dava) ilk akla gelenlerdir… Bugüne kadar 30 sinema ve televizyon filminde rol alan sanatçı, bu filmlerin yirmi birinin senaryosunu yazıp, 14’ünün de yönetmenliğini üstlenmiştir. İki çocuk babası olan Gani Rüzgar Şavata, sinema eleştirmenleri ve sanat camiası tarafından sinemaya dair sevgi ve mücadelesi dolayısıyla büyük takdir edilmektedir .
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kızılay milli irade nöbetine devam ediyorAdana’da, demokrasi nöbetine katılanlara, Türk Kızılayı tarafından gece boyunca çorba, çay ve su ikramında bulunuldu.Haber Yazılımı: CM Bilişim





.20160727090929.jpg)












